<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769</id><updated>2012-01-31T11:41:48.419-08:00</updated><title type='text'>küf noktalar</title><subtitle type='html'>birbirini takip eden karıncaların telaşından dolayı özür diliyorum.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>43</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4734647100695606650</id><published>2011-12-08T05:49:00.000-08:00</published><updated>2011-12-08T13:53:26.795-08:00</updated><title type='text'>renklerin şarkısı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Vagon, ikiye ayrılmışçasına karşılıklı koltuklara sahipti. Hangi tarafın ters gideceğini belli eden düdük çaldıktan sonra, 'oh' larla 'of' çekenlerin sayısı neredeyse aynı gözüküyordu. 'of' lardan birinde küçük de olsa payı olan çocuk, ters giden trenin kabahatlisi olarak babasını suçlarcasına ona baktı. 'ama biz daha önce varıcaz' dercesine adam, çocuğun başını okşayarak, koltuğuna yerleşmeye çalıştı. Oturduğu andaki rahatlığını garipsedi birden. Rahatlığından ödün vermemek için başta umursamadığı, yukardaki bölmeden sarkan valizin askısını hafifçe doğrularak düzeltti. O rahatlığı tekrar yakalayamayacağını az çok kestirse de bu denli rahatsız olacağını da tahmin etmiyordu. Neyse ki bu ana, çocuğun valizden oyuncağını istemesi denk geldi. Daha sonra bir kaç kez daha çocuğun isteğini yerine getirecek, valizle olan ilişki sonralarında koltuktaki yerleşkesinin istemsiz olarak rahatlık sıralamasına yeltenecek ama hiç biri ilk oturuşundaki rahatlık kadar olmayacaktı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Ayağının yere değmesine en az 5 yıl, ön koltuğun arka alt kısmında ayağı yerden kesmeye yarayan aparata ulaşmasına ise 8 yıl olan çocuk; pencere kenarı tercihini hak edercesine trenin geçtiği her yerde, bakılmadık hiç bir şey bırakmamıştı. Bu değişken manzaranın gediklisi olmayı çoktan başaran çocuğun algı merkezini daha sonra, ön koltuğun sırtına yerleştirilmiş, açılabilen portatif tepsi kaplayacaktı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Satılık ilanını asalı 8 ay olmasına rağmen hiç rağbet görmeyen 'keskin market' in talihi, o gün ilk taliplisini haber verircesine vagonda melodi sesiyle yankılandı. 'alo' diye açmasına rağmen, yabancı bir numara gördüğünden, 'efendim' diye karşıladı &lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="text-align: left; "&gt;adam &lt;/span&gt;karşıdakini. Daha sonra bu kelime belki de ona şans getirecekti. Söze satılık ilanından girince karşıdaki, ters koltuğun getirisi 'of', yerini 'oh'a bıraktı. Ama çocuğun 'of'u hala duruyordu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Gün geçtikçe elde kalan marketin satılamamasının nedenleri üstünde durup, yeni yollar deneyen karı-koca; satılık yazısının renginden yazı karakterine, italik tercihinden fontuna kadar bir çok kez ilanı söküp yenisini asmıştı. En son ilanda rengi kırmızıya çevirmiş, italiği düzeltip, her harfin arasında 2 harf boşluğu bırakarak 's  a  t  ı  l  ı  k' yazısını küçük harflerle denemişlerdi. Sağ altta yer alan 'Bekir KESKİN: 05432109876' yazısını ise olduğu gibi sol alta geçirmişlerdi. Kadının, 'Bekir' yerine 'Suzan'ı deneme teklifi ise; adamın, 'ilanlarda hiç kadın ismi gördün mü sen?' cevabından sonra geri çevrilmişti. Oysa market kadının üstüneydi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Telefonu kapattıktan sonra söylenmedik şey kaldı mı diye düşünmeye başladı adam. Rafların yeni takıldığı, arkada küçük bir depo oluşu, 40 metrekare ama kullanışlı, duvarların yeni boyandığı (kadının seçimi, füme), aydınlık ve ferah, ferforjeli, 27 bin lira. Söylemeye çekindiği şeyleri de günah çıkarır gibi hızlıca aklına getirdi. Rutubet, gürültü yapan üst komşu, karısının '20 bin bile etmez' sözü, depoda ölü buldukları fare. Geçen 8 ayın varlığı bindi birden içine. 8 kendini birden devirdi ve sonsuzluk işareti gibi büyürcesine adamın içinde genişledi. 'ne yani, gayet iyi işte. müşterisi de boldu. bol muydu? en azından gelenler vardı. arka sokaktaki market açılana kadar iyiydi işte. o selde su basmasaydı depoyu...' &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Telefonun ekranında onu arayan kişinin numarasına bakarken buldu kendini. Numaraya bir isim vererek rehbere eklemek istedi ama ismini sormayı unutmuştu. En azından adamın isminden alıcı olup olmayacağını anlayabilirdi. İsmini sorma bahanesiyle tekrar arayıp söze neyle başlayabileceği üstünde durdu. Geçerli bir başlangıç bulamayınca bu isimsiz potansiyel alıcının numarasını gelen aramalarda öylece bırakıverdi. Belki de gereksiz bir meraktı ismi. Hangi erkek ismi satın almaya meyilli olabilirdi ki?&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Telefonu aynı melodiyle yine çaldı. Ekrandaki numara da aynıydı. Bu sefer alo dedi ve buyrunu ekledi hızlıca. Karşıdaki ses isteklerini sıraladı. 'Marketi ne zaman görebilirim?, pazarlık payı var mı?, apartmandan memnun musunuz?'. Cevapları çok kolaydı ama önce ismini öğrendi. 'Suat Bey. ben şu an yoldayım yarım saat sonra orada olurum. gelince hem pazarlık eder hem de apartmanı ve market hakkında uzunca konuşuruz.' Numara, Suat Bey karşılığında; rehberde, karısı Suzan'ın üstünde kendine yer buldu. Rehberde karısına rastlamak müjdeli haberi vermeye yetmedi. 8 aylık bir süreçten sonra gelen sesin, marketin yeni sahibinin sesi olabilirliliği üstündeki umutlarını, karısının karamsar ve kötü ses tonuyla kaybetmek istemedi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Anons, 5 dakika sonra trenin yolculuğunun biteceğini müjdelemişti. Doğru duyup duymadığını onaylatır cinsten babasına gülümseyerek baktı çocuk. Artık onun da bir 'oh'u vardı. Renklerin şarkısını söylemeye başladı hemen. Ne zaman mutlu olsa aynı şarkıyı dillendiriyordu. 'Kırmızııı yeşil yeşil maaavi'. Baba 'keskin market'in kaderi hakkındaki hayallerini bölmeden istemsizce şarkıya eşlik etti. İkisi de, önlerindeki yere paralel duran tepsilerde ritm tutarak, renklerin şarkısını söylüyordu. 'Kırmızııı yeşil yeşil maaavi'.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4734647100695606650?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4734647100695606650/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4734647100695606650' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4734647100695606650'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4734647100695606650'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2011/12/renklerin-sarks.html' title='renklerin şarkısı'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-1173854963838790860</id><published>2011-09-17T15:19:00.000-07:00</published><updated>2011-09-19T10:49:43.788-07:00</updated><title type='text'>kalan</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yastıktan doğrulan başıyla sırt üstü devam etti derin uykusuna kadın. Adam, yorulan uykusuna eşlik edercesine fal taşı gözleriyle hayranlıkla bakakaldı bu balçık manzaraya. Yanağında yastıktan kalma ördek izi belirdi kadının. Dudağının biraz çaprazındaki ben, yanağındaki ördek izinin gözü olmaya çoktan yetmişti. Ağzından akan salyaya denk gelen ördeğin ağzı daha belirgin, kuyruğuna doğru ise daha silik bir iz hakimdi. Ördeğin sınırlarında elini gezdirdi adam. Zaman hep ilaç gibi soyunsa da rolüne, o gece kadının yanağından ördek izinin gitmesini hiç istemedi adam.&lt;br /&gt;Ördeğin yavrularını kadının yanağının geri kalanında aradı, bahaneyle saçlarına dokundu, kadının gıkı çıkmadı. Ensesinde, köklerine saçlarının, ev sahipliğine soyundu bir nevi ve ördeğin yolculuğuna imrendi adam. Beninde gezdirdi parmağını ördeğin gözünü kapatırcasına. Ağzındaki salya dinerken gözünden istemsiz bir damla düşüverdi kadının. İzin verdi nerede biteceğini görmek için ve ördeği unuttuğu aklına geldi.&lt;br /&gt;Yastıktan kalma izler yanağında silinmeye çalışırken, ördekten eser kalmadığına inandı birden. Kadının yanağından geri kalanını, vücudunu kolaçan edercesine öyle bir bakındı. Geri dönüşünde, başının bittiği yerde, yastığın desenine ilişti gözü adamın. Kadının başına yanaşan ördek ve yavruları donakalmış, sabahın olmasını, kadının uyanmasını beklermişçesine adama bakıyorlardı. İşaret parmağıyla ördeklere sus işareti yaptı adam.&lt;br /&gt;İkisinin de başları aynı yastıktaydı ve son yavrunun kendi yanağında bittiğinin farkında değildi adam. Ördeğin, kadının yanağında yeni bir iz için zaman kolladığına inandırırken kendini uyuyakaldı ve uyandığında; kadının olmadığı kısmında yastığın, ördekleri karşılayan ağzı açık vahşi bir balıkla karşılaştı. Kadın, ördekleri ona emanet ettiğini söylemeden adam uyurken gitmişti. Geriye, balıkla ördeğin arasında sıkışmış; kadının, izini kaybettirmeyi başaramayan, kuruyunca leke yapan göz yaşı kalmıştı sadece.&lt;br /&gt;Yastıktan, yanağında son yavru ördekle ayrıldı adam ve vahşi balıktan kurtulduğunu adama bir türlü inandıramadı ördek, izi daha silinmemişken.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-1173854963838790860?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/1173854963838790860/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=1173854963838790860' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1173854963838790860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1173854963838790860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2011/09/tuhaf.html' title='kalan'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-2863406087996063413</id><published>2011-09-09T04:11:00.000-07:00</published><updated>2011-09-09T05:05:15.424-07:00</updated><title type='text'>gölgede</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Kabul görür bir sıcaklık değildi. Şemsiyenin yere düşen gölgesine sığdırmaya çalışırken kendisini yorgun düştü adam. Şemsiyenin yırtık yerlerinden sızan güneş parçaları vakit değiştikçe vücudun başka yerlerinde bitiyordu. Boynunda başlamıştı mesela, sonra omzuna kaydı; en son da, kuma gömmeyi yeğlediği elinde bitti. Gerektiğinde kambur durdu ya da uzuvlarının ağrımasına gıkını çıkarmadan kaçabildiği kadar saklandı güneşten. Önünde uzanmış denize olan uzaklığını ölçerken, koşar adım ayak tabanlarının kaynama derecesini de göz önüne alarak abarttı biraz. Yıllar sonra görülen bir eşe sarılma anını düşleyip gözünde büyüyen deniz uzaklığını bu sefer sıfıra indirdi. Bu gidip gelen eşittir işareti baş döndürücü bir kaygan zemini andırıyordu. Olası karar verme anına göz kırpan adam, gidip geldiği gitme ve kalma fikirlerinin çoktan gediklisi olmuştu. Şemsiyeyi yanında götürme düşüncesi başlamadan bitti. Deniz, taşıdığı mutlu insan sesleriyle ağır basmaya başladığında telefonu çaldı. Kızıydı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Annemi versene baba?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Bana söyle, denizde annen.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Annemi ver, sen anlamazsın.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Denizden çıkınca o seni arar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Çağır gelsin işte, çok önemli...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Doğruldu. Şemsiyenin gölgesinden koptuğunda, kendi gölgesi dikkatini çekti. Koşarak kısa dalgaların vurduğu ıslak kuma geldi. Karısını denizde ararken eli alnındaydı. Başlarını henüz sokmamış kadınların arasından seçebildi ve alnındaki eliyle gel işareti yaptı karısına. Ellerini iki yana açarak kadın, ne var? dedi. Adam diğer elini kullanarak telefonu gösterdi. Eliyle bir işareti yaparak koşmayı denedi kadın. Ellerini kocasının üstünde silmeye yeltenmesine vakti yoktu kızının ve bu bekleme süresinin nedeni ilk sorulacak soruydu. Elini beline, diğer eliyle telefonu karısının kulağına götürdü adam, kısa sürer umuduyla. Gölgesinden olan babanın anlayamayıp da annenin anladığı durumu merak ettirmeyecek kadar sıcaktı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Sınav için konu anlatımlı mı yoksa soru bankası gibi bir kitap mı alıyım?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Konu anlatımlı al. Ne biliyim...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Ama soru bankasında daha çok soru var.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Soru bankası al o zaman.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Ama onda konuyu anlatmıyo.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Konuyu bilmeden soruları çözemezsin dimi. Konu anlatımlı al.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- İkisini de mi alsam acaba?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;- Al kızım ne istiyosan.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Adamın merakını gidermeden başlarını hala suya sokmamış kadınların yanına gitti karısı. Telefona baktığında görüşme sona erdi yazıyordu. Ayak bileğindeydi su ve o yokken şemsiyenin gölgesi az da olsa yine yer değiştirmişti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-2863406087996063413?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/2863406087996063413/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=2863406087996063413' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2863406087996063413'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2863406087996063413'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2011/09/golgede.html' title='gölgede'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4201961517705181366</id><published>2011-04-19T00:02:00.000-07:00</published><updated>2011-04-19T04:17:01.560-07:00</updated><title type='text'>bilinmeyen yolculuk oyunu</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Sol eliyle tuttuğu gazetenin baş sayfasındaki manşete kitlenmiş gözlerine itaat eden beyni, dipteki yoğurdu homojen bir hale getirme telaşındaki diğer eline söz geçiremeyince, bir dakika boyunca başı dönen ayranın sesi; trenin, rayları ezerken çıkardığı gürültüye alıcı gözüyle bakmasına neden olmuştu. Kuru kuru gitmeyen simidinin her lokmasında, çiğneme aşamasında henüz, ağzına doldurduğu ayranın kutusuna istemsiz bıraktığı susamların sayısı, gazete sayfalarını beceriksizce çeviren tek elin sayfa aralarına bıraktığı susamlarla baş ölçüşür cinstendi. Bakire kızların bir hafta önceden alınmış tekli koltuklarıyla yaptıkları bu yolculuklara, ayaklarının dibine konumlandırdıkları simsiyah valizleri de katılıyordu. Bu dip dibe, korkak ve alışılmış korunma telaşı; yer yokluğundan karnına doğru mecburi çektiği bacaklarıyla daha sonra ona haklı bir ağrı hediye edecekti. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kitabın isminin yazılı olduğu tarafa zıt, sayfaların kalılığı olan tarafa; yeterince görünür kılmak için üstünden defalarca geçtiği anlaşılan kendi ismini yazdığı kitabın üstündeki sofrayı gazete tutmayan eliyle kaldırdı. Kitabına kaldığı yerden devam etmek için aralarken, harfler bir anda şekil değiştirdi. Kitapla yeni tanışanlar için kızın ismini öğrenmek hayli zorlaşmıştı artık. Kitabın kapanmasını beklemek, ismini sorup kızdan cevap beklemekten daha kolay görünüyordu. Unuttuğu ya da hatırlamak için ara ara geriye dönüşlerinde, sayfaları çevirirken kitabın kalınlığı hem artıyor, hem de kitabı tutan kızın ismi hakkında ip uçları ediniliyordu. Bu hızlı devinim sayesinde isminin beş harften oluştuğu neredeyse ortaya çıkmıştı. Alfabenin içinden, kitabın kalınlığına yedirilmiş bu beş harfi çekip çıkarmak, bir tren yolculuğunda vakit öldürmek için oynanabilecek en iyi oyunlar arasında olmayabilir ama merak, bütün albenisiyle vagonu çoktan kaplamıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Koridor kalınlığındaki arabasının peşinden, vagon boyunca sinek avlayan yemekli vagon garsonu bile kitap ancak tamamen kapanınca orataya çıkacak olan bu ismi öğrenme gayretinden ödün vermiyordu. Merakını gideremeyen garson, arabasındakileri tanıtan lüzumsuz konuşmasına, bakire kızın önünden geçerken bariz bir şekilde ara veriyor, yavaşlayan ayaklarına, öne doğru eğilip kitaba yönelen bakışlarını da ekliyordu. Ortaya bir ödül konsa ancak bu kadar bir gerileme sahiplenirdi vagon. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kızın her sayfa çevirişi ismin boynunu kısaltması anlamına geliyordu. Umudunu yitiren yolcular, başka yollardan kızın ismini öğrenme çabasına girme konusunda kararsız, ineceği durağı kestiremeyip ondan önce inmeyi akıllarının ucundan bile geçirmezken, bunu bir inada dönüştürüp kızın durağında inerek kitabı elinden çekip almaya niyetlenen bakışlara bile sahiplenmişlerdi. İneceği yeri ve ismini ifşa eden biletin cüzdana girdiğini görenler ise kızın tuvalete gidebilme olasılığı üstünde duruyordu. Tekli koltuk üstünde iki büklüm anne karnındaki cenini anımsatan duruşunu bozmaya meyilli gözükmeyen kız, kafasını kitaba gömdüğünden beri bütün hayati fonksiyonlarını dondurmuş gibiydi. Olası bir ihtiyaç molasında oluşacak hengameden haberi olmayan temizlik görevlisi vagona geldiğinde, kızın önünden geçerken eğilip simide paket olan kağıdı ve ayran kutusunu alıp büyük çöp poşedine gelişi güzel attı. Farkında olmadan kızın ismini görebileceği üstünde duran bazı yolcular görevliyi çevirip sorgulamaktan son anda vazgeçti. Ardı ardına anons edilen duraklar, yenilgiyi kabul edip bu boş beleş oyundan kurtulan oyuncularla vagondaki sayıyı azaltıyordu ama yolculuğun sonu yaklaşırken bu belirsiz ve bir türlü çözülemeyen ismin yarattığı gerilim hiç azalmıyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bir ara kızın başı düştü. Uyuklar gibi gözlerini kapatıp omzuna yetişmeye çalışan başını kaldıramayınca elindeki kitabı da taşıyamaz hale geldi. Vagondaki az yolcunun bu yorgunluğa tepkisi irkilmeyle oldu. Elinden kayarken kitap, kızın imdadına ineceği durağı anons eden kadın yetişti. Bu durakta inecek yolcuların hazırlanmalarını ve vagonda eşyalarını unutmamalarını hatırlatan bu anons oldukça manidardı. Oyunun sonu kızın durakta inişiyle gelmek üzereyken, anons mağduru yolcular son bir umut olarak kızın hazırlanma evresine bel bağlamış bir şekilde pür dikkat kesilmişlerdi. Önündeki valizden ayaklarını kurtardı. Ağrı eşliğinde yavaşça koltuğundan kalktı ve elindeki kitabı kapatarak koltuğun üstüne koydu. Vagona dönük tarafında kitabın adı yazıyordu. Pencere tarafında kalan kızın ismi hala bir sırdı. Askıdan siyah montunu aldı. Kolunu yanlış sokunca kızın dalgınlığından medet uman yolcular, kitabı kendi isminin yazılı olduğu taraftan tutup valizine koyunca iyice yıkıldı. Montunu tekrar giydi ve göz gezdirdiği koltuğunda bir şey unutup unutmadığını kontrol ettikten sonra valizini sürmeye başladı. Kızı bakışlarıyla yolcu eden yolculara yemekli vagondan garson da eşlik ediyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;İstasyonda ağır aksak yürüyen kızı karşılamaya kimse gelmemişti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4201961517705181366?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4201961517705181366/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4201961517705181366' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4201961517705181366'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4201961517705181366'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2011/04/bilinmeyen-yolculuk-oyunu.html' title='bilinmeyen yolculuk oyunu'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4908475865620782562</id><published>2010-06-15T01:43:00.000-07:00</published><updated>2010-06-22T03:31:38.117-07:00</updated><title type='text'>şeylerin içi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Koşusu kadının çıplak, gözlüklü ama bakmaz...&lt;br /&gt;Kar başlarken, ilk, ayakları üşüdü. Kar topunu eritecek kadar göğüs uçları sivrildi.  Koşan adımlarını büyüttü. Daha çok, aç bir kurttan kaçan seken bir ceylanı andırıyordu hali. Bacak kasları kendini belli etmeye başlamıştı. Bu bir yorgunluk belirtisiydi. Şehir asla yorulmadı. Kendini diğerine bağlayan kaldırımlar bu çıplak koşuya her daim eşlik etmeye niyetliydi. Bükülüp avuç içleriyle dizlerini kavrasa, biraz soluklanıp yoluna devam etse olurdu. Denemeden hızını korudu. Sokakları dönüyor, görürcesine önüne çıkan engellerin üstesinden geliyordu. Nereye gittiğini merak edenlerden bazıları takip etmeye başladı bu asılsız koşuyu. Tek tük arkasında izini kaybeden peşindelik, silik bir meraka dönüşmekteydi. Biri daha vazgeçince geriye yalnız bir merak kaldı. Soğuk havanın aksine koştukça ısınmaya başlayan bedeni, üstündekileri de atmaya başladı ve en az önündeki kadın kadar çıplak kaldı adam. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Adamın gözleri açık, kadınınki değil. Kadında gözlük var, adamda yok. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kadının yerden kaldırdığı karı bir kaç metre sonra adam da kaldırıyordu. Hiç yavaşlamadan aniden durdu kadın. Adam kendini alıştırdığı tempodan hemen vazgeçemedi ve sendeleyerek kadına sarılarak durabildi ancak. Tenine değenin çıplak bir insan teni olduğunu anladığı anda gözlerini yavaşça araladı kadın. Kapaklarından kurtulan gözün yavaş yavaş belirişi, adamın merakını giderecek cinsten cevap niteliğindeydi ama yanıt bulamadı. Gözlüğünün arkasından görünen kısmıyla adam çıplaktı. Kar tutmuştu. Kadın gözünü adamın üstünde gezdirirken gülümsedi. Bu memnuniyeti anlayamayan adam atıldı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ gözlerin kapalı koşuyordun.(çıplaklığı unuttu)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kadın gülümsemesini korudu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ bilmek istemedim. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ neyi?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ işe yarayıp yaramadığını.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ neyin?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ gözlüğün.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ evet gözlüğün de var ve gözlerin kapalı koşuyordun.(çıplaklığı aklına geldi)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ şeylerin içini gösteren bir gözlük bu. sana baktığımda seni çıplak görüyorum. ben de çıplağım. bu gözlük şeylerin içini gösteriyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ ben zaten çıplağım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;_ hayır değilsin.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Henüz kalkamadığı yerden, ani serzenişiyle kaçarak uzaklaşan kadını soluğu yavaşlayarak izledi. Yere değen yerleri adamın kırmızıdan beterdi. Gözlüklü ama gözleri kapalı bir kadının çıplak halde kar soğuğunda sokaklarca koşuşuna neden bulaştığını kestiremedi. Niye peşimdesin diye kadının soracağı bir soruya vereceği cevabı yokken, görmeden yolunu bulan bu koşunun marifeti ve nedeni, daha şüpheli bir merak unsuruydu. Uzaklaşan kadının gözlerini tekrar kapatıp kapatmadığını merak etti. Gücünü toplyabilse bu merakı gidermek için kaldığı yerden takibine devam edeceği besbelliydi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kadın, adamın üç-dört koşu adımı mesafesiyle arkasında bıraktığı birbirinden ayrı duran giysilerinin olduğu yere yaklaşırken yavaşlayarak durdu. Adam kadının gözlerini dönüş yolunda kapamadığını duruşundan anladığı anda derin bir oh çekmek yerine nefes aldı ve doğruldu. Kadın eğilerek yerden aldığı giysilerin adama ait olup olmadığı konusunda kendine yalan atacak kadar güçsüzdü. Adam bir sonraki adımından güç alarak yürümesini koşuya çevirdi. Yerde biriken kar, ayaklarının altında ezilirken garip sesler çıkarmaya başladı. Kadına yaklaştıkça sesler çoğaldı. Elinde biriken adamın giyseleriyle, yakalandığı kurttan kurtulmak için son çırpınışlarını yapmaya çalışan bir ceylan gibi kaçacak delik arıyordu. Gözlüğünü giysileri tutmadığı eliyle yavaşça çıkardı. Arkasında bıraktığı adamdan başka, etrafta kimse yoktu. Beyaza bürünen cadde manalaşıyordu. Başını çevirip, giysiler ona ait olmasın duasına bürünerek adama baktı. Koşan adamın çıplaklığı  yaklaştıkça daha da belirginleşiyordu. Şeylerin içini göstermediği gerçeğine inanmaya başlamadan önce, kar tutan gözlük camını sildi ve yanında biten adamın peşi sıra ağzından çıkan soğuk soluğuna bakmak için gözlüğü tekrar gözüne taktı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4908475865620782562?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4908475865620782562/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4908475865620782562' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4908475865620782562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4908475865620782562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/06/seylerin-ici.html' title='şeylerin içi'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-6015073059510408910</id><published>2010-05-26T02:40:00.000-07:00</published><updated>2010-05-27T08:08:29.769-07:00</updated><title type='text'>beklemek</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Geceye kalan az ışığın varlığını belli ettiği bir odada, her cismin gölgesiyle var olmaya çalıştığını varsayarsak, dünya denen bu ahmaklığın sonuna kimin varıp varamayacağını bilen tek kişi o, yarattığı her şeyden bir tek istekte bulunuyordu. Kulluk. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Kıbleye dönük donuk gölgesi kendini ağırdan satan bir orospu gibi nazla odanın içinde yayılıyordu. Sağındaki iskemleden destek alıp doğrulmaya gönüllü bedeni, mutlak ve ebedi bir yardıma ihtiyaç susamış görünümlüydü. Kıldığı namazı adadığı biri vardı elbet, kaldı ki aldığı nefes bile geçiciyken, duaların hakimiyetinde sürdürdüğü anların varlık sebebi yine o idi. Baş örtüsünü düzeltirken işaret parmağı içeride kaldı. Hazır oradayken kaşıdı saçlarının arasından başını ve derisinden istemsiz yolduğu beyaz şey ile ayrıldı örtünün altından. Daha sonra o parmağı nerelerde kullanacağından habersiz yeleğinin cebindeki tespihe emanet etti parmağına refakat eden elini. Dudaklarının ivmesi bu sırada almış başını gitmiş, şekli ise okunduğu kadarıyla o'nun varlığını yüceltmeye meyilli gözükmekteydi. Cebinde amansız bir hareket sergileyen elin devinimi, tesbihin kaçlık olduğunu saklarken, kapalı gözleriyle bir buluşma anına bürünmüş yüzü, nurluğa ithaf ediliyordu. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yerle uzun süre temas eden ayağının üstü, topuklara denk gelen poposunun alt kısmı ve yıllardır şifasına uğraş verdiği dizleri; bu uzun buluşma anından doğrulurken üreyen ağrıların önderleri haline gelmiş; daha sonra bunlara, dua sırasında kapadığı gözlerinin kararması, denge kaybı ve açık unuttuğu pencereye mal ettiği üşüme eklenmişti. Dışını saran bu yorgunluk ve ağrı kümesini bastırabilecek kadar huzurla doluydu içi. En ufak darbeyle yıkılabilir bedenini ayakta tutan tek şey, varlığının sebebi o'nun varlığıydı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Yavaş yürümesinin nedeni olan karıncalaşmış ayaklarına baktı ve 'beni ayakta tutan şeyler' diye fısıldadı içinden. Odadan çıkmadan unuttuğunu hatırlayıp, geri dönerek pencereyi kapattı. Çoğu zaman, unuttuğu şeyi yapmak için geldiği yerde daha önce yapmayı unuttuğu şeyi görüp yaşlılığına söven kadın, pencereyi kapattıktan sonra etrafına bakındı. Bir tür dinlenme anı gibi kımıldamadan sadece başını çevirerek göz attığı odada unutulmuş bir şey olmadığına şaşırarak kendini beğendi. Duvarda büyüyen gölge, kadını daha iri gösteriyordu. Yeni doğan güneşe alıcı gözüyle baktı odadan çıkmadan. Kirişlere tutundu. Gözlerinin karanlığı yeni doğan gün gibi yavaşça ağarıyordu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Çiçek desenli uzun eteğinin altından sarkarmış gibi gözüken boyuna çizgili pijamasına eşlik eden enine çizgili, dizlerine kadar çekili kahverengi çoraplarının bir ton açığı baş örtüsünün uzandığı yerde, yani göğsünde yaşayan siyah bir ipe emanet kutsal kitabı vardı. Ona dokundu. Aynadaki aksi, kadını tekrarladı. Diğer eliyle destek aldığı kapı eşiğinden görünen halini son zamanlarda sadece kendisi görüyordu. 'Teşekkür ederim...' diye fısıldadı içinden. Bu eve kimse gelmiyor, evden de kimse çıkmıyordu. Kadın kimseyi görmüyor, aynalar sayesinde kendinden haberi oluyordu. Adım adım yaklaştı. Aynaya ilişik yamuk duran duayı, kafasını kaşıdığı parmağıyla düzeltirken, yakını göremediğini hatırlayıp aynada belirsizleşen bulanık yüzünden kurtulmak için, oradan ayrıldı. Evin içinde gideceği başka da bir yer yoktu. Günü selamladığı oda. Ardından kendini selamladığı aynanın sahibi diğer oda. Daha da fazlasına ihtiyacı yoktu aslında. Açık unuttuğu pencereden sızmasını beklediği şey ile kapı eşiğinde kendine göz attığı anda arkasında belirmesini dilediği şey hep aynıydı. o. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-6015073059510408910?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/6015073059510408910/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=6015073059510408910' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6015073059510408910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6015073059510408910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/05/beklemek.html' title='beklemek'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4167594351859880151</id><published>2010-04-15T13:15:00.001-07:00</published><updated>2010-05-03T04:38:51.511-07:00</updated><title type='text'>lalettayin bir gün</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Ögle yemeğini bahane edip geçici kilit vurduğu berber dükkanından, yıllardır gitmediği kahveye nedensiz yere uğradı. Kovulurcasına kahveden ayrıldığı o gün, son oyununda, söz vermesine rağmen yine açık vermeyerek tedbirli oynayışı, tavlanın yüzünü görememesine neden olmuştu. Terzi olan babasından kalma dükkanını aynı makaslarla on yıl önce berber dükkanına çevirmiş, o dükkanda edindiği simetri hastalığı nöbetler halinde kahvede tavla oynarken de kendini belli etmişti. Siyah pullar hep onundu. Baştan rakipleri tarafından uyarılsa da, her zarı hastalığına kurban ederek, sanki amaç pulları kendi bölgesine taşımak değil de üst üste bindirmekmiş gibi, dağıtmadan, açık vermeyerek oynuyordu. Ömrü uzayan oyunlar çekilmez olduğunda, dayanamadığı raddede rakip, gelişi güzel küfrüne bilediği elleriyle tavlayı dağıtıyordu elbet. Oysa berberin elinde değildi açık vermek. Aslında düzen onun en büyük rakibiydi ve her seferinde kendine yeniliyordu.&lt;br /&gt;Simetri uğruna kovulduğu kahveye girer girmez, yıllar sonra ilk kez, yamuk duran, kapıda asılı 'açık' yazısını çaktırmadan düzeltti. Gözünü kaçırdığı yerde örtünün eşit dağılmadığı bir masa, üstünde yarı dolu ve boş iki bardak, çay kaşığının iki yerde bıraktığı koyulukları farklı iki iz ve masaya dayalı üç iskemleyle diğerlerinden ayrı duran sırtına ceket giydirilmiş başka bir iskemle daha vardı. Ceketin cebinden çıkabilen kısmıyla kağıt parçasındaki yamuk yazılmış notu gördüğünde başını çevirdi berber ve karşısında kollarını açmış birini buldu&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;.&lt;br /&gt;Fedai Pavyon. Takımdan ayrı düz koşu yaparkan gece idmanında, mahallenin toprak sahasının köşe gönderinde yere yığılmıştı seneler evvel. Kaçakçılığın kanat adamıydı. Çalıştığı mafyaya aklısıra rest çekip tek tabanca takılmaya çalışırken iki kurşun üst üste vurulmuştu bacağından. Yığıldığı korner direğinin dibinde boş tribünlere can çekişmeyi oynamıştı. Ne maçı iptal edecek bir hakem vardı ortada, ne de kurşunun çizgiyi geçip geçmediğini gösterecek bir kayıt. Nüks eden hayatı kalıcı bir topallıkla hesabı kesmiş, toprak sahaya bıraktığı korku dolu kırmızı menşei bahşişle kalan ömrüne nam salmıştı.&lt;br /&gt;Yıllara meydan okuyan, kaç hayatı sonlandırdığı belirsiz tetikleşen eliyle berberin omzunu sıktı. Bu bir özlem gösterisi gibi dursa da öbür hayatın ucundan dönen pavyon fedaisi için aslında bir pişmanlık mesaisiydi. Hiç sekmeden her güne bir leş bırakan Fedai, yıllar sonra gelen bu sarılmaya bir isim bulmaya çalışırken ağzındaki kurşunu çıkardı. Hoşgeldin! Hiç beklemediği bir anda seneler evvel kahveden yaka paça kovduğu berberin bir gün geri geleceğini katil aklıyla aslında hiç kestirememişti. Katillikten insanlığa terfi haliyle, umuduna zırh geçirmiş bir kalbe sahiplenen Fedai, birer birer kırdığı vazoların tamirine koyulmuştu. İlk parça ayağına gelmişti ve bu kaçırılmaz bir fırsattı onun için. Elindeki onlarca kırığı birleştirip, başka parçalardan da olsa, ayakta durabilecek bir vazoya yeni bir hayat sığdırmaktı aklındaki.&lt;br /&gt;Sarılma sonlandığında Fedai ile tokalaştığı elini o andan kaçırırcasına ceketinin cebine soktu berber. Cebinde unuttuğu tarağa hızlıca çarptı eli. Tarağın dişlerine yalvarırcasına sürterek, parmaklarını temizlemeye çalıştı. Fedai, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;berberin cebindeki görünür telaşı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;umursamadı. Aşağıdan başa, görüşü güzel süzdü. Her bir bakışı iz bırakırcasına rahatsız bir şekilde kabullendi berber ve Fedai bu izlekten bir tebessüm çıkardı. Özledim! Kendine, daha sonra berbere birer iskemle çekti. Berber, iskemlelerin çıkardığı sesten irkildiğini başarısızca sakladı. Kendini düzlüğe çıkarmak istercesine, hal hatır sormadan hem, başladı anlatmaya Fedai kalan hayatının olası gidişatını. Pişman, sıkılmak, yeni, gerçekten, hayat, tavla, kahve, sen, ben... cümlelerinin içinde sıkça rastlandı. Berber kabarttığı kulaklarını indirirken tavla yıllar sonra yeniden açılıyordu.&lt;br /&gt;İskemlenin ayaklarına doladığı ayakları yerden yüksekte, tavla masasının yeşil örtüsündeki delikle istemsiz oynayan sağ eline eşlik eden sol eli ise, içtiği sigaranın dudağına değen kısmıyla haşır neşir olmaktaydı berberin. Bu kısmi meşguliyet, onun için beklenmedik ama kahvedekiler için rutin hale gelmiş bir sesle bölündü. İrkilmeye gönüllü elleri uğraşından bu ani gürültüyle kurtulur kurtulmaz birbirine kavuşmuş, sarmaşık ayakları iskemleden kaçarcasına beton zemine konmuştu. Sesin sahibi olan bedenin gölgesi berberin ayaklarının ucuna kadar uzandı. Herkese benden düşeş! cümlesi, gölgesi olmasa da çığlıkvari haliyle, kahvede, ağırlığını çoktan ortaya koymuştu. Sese ait olan ağız ve uzantısı insanı merak eden hormonu salgılamasıyla başını sese doğru döndürmesi aynı ana denk geldi berberin. Daha sonra bu denklikten bir boyun ağrısı edinecekti.&lt;br /&gt;Alicenap. Kahvenin gediklisi. Klostrofobik bir kör. Aldığı nefesi düşeşe yazdıran evsiz, kahve kahve dolaşıp 'herkese benden düşeş!' nidasıyla tavla masalarının yanına çektiği hayatının idareliğine soyunmuş eliyle, her defasında altı altıya meyilli bir tutuculuk gösterisi sunmaktaydı tavlabazlara.&lt;br /&gt;Fedai yeni başlayan oyunun başından kalkarak kapıdaki Alicenap'ın yanına gitti. Masaya kadar uzanan gölgesi bu kör adamın gördüğü siyahlık kadar vardı. Dönüşünde koluna taktığı eli zar tutan körü berberle tanıştırmak için aralarına bir iskemle daha çekti. Sürtmediği için bu kez ses çıkmadı. Zar tutmayan elini berbere uzattı Alicenap. Tavlanın üstünde gerçekleşen bu tanışmayı Fedai alıcı gözüyle izlemeye koyuldu. Tavlada öylesine birbirinden ayrı duran iki zar  aynı rakamın habercisiydi. Berber zarları alıp başlamak için Alicenap'ın eline sıkıştırdı. Yumruk yaptığı elinden zarların çıkışına izin verdi Alicenap. İki zar da onca dönüşten sonra aynı anda durdu ama başka rakamlar üstlendi üstünü. Düşeş! diye bağırırken Fedai, çaylar yeni gelmişti. Değiştiğini ve hayatını değiştirmek istediğini anlatan konuşmasından sonra Fedai'ye inanmaya başlayan berber, zarların başka rakamlarıyla düşeşin yalanını ortaya çıkarmasından sonra  gelişigüzel yıkıldı. Alicenap'ın bu görünmez yeteneğine göz yumarcasına Fedai, çaktırma dercesine berbere göz kırptı. Açık kalan diğer gözüyle gülümsüyordu. Şekeri atmadan çayını karıştırmaya başlayan berber, elini cebine attı ve tarağın dişleriyle&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;alelade&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; &lt;/span&gt;oyalanmaya koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4167594351859880151?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4167594351859880151/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4167594351859880151' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4167594351859880151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4167594351859880151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/04/lalettayin.html' title='lalettayin bir gün'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-8200811859580010547</id><published>2010-02-07T16:24:00.000-08:00</published><updated>2010-02-10T07:59:38.861-08:00</updated><title type='text'>sanrı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Arabamın sileceğiyle camın arasına sıkışmış yarı baygın balık; çırpınan kuyruğu, çekişen canı ve göz alırlılığını yitiren sayısız pullarına veda edercesine, öylece yatıyordu. Solumda kalan denize bakıp bir ip ucu bulmak istercesine çevirdiğim kafamı göğe kaldırmamla, camdaki hapsolmuş balığı hayatta tutabilecek yağmuru yüzümde hissettmem bir oldu. Can havliyle yağmuru yedikçe daha çok çırpınan balığa bakıp kendi ayaklarıyla ayağıma gelemeyeceğini yağmur hızlanmadan anladım. Şaşkınlığım ve aceleciliğim yarış halinde, bilmeden etrafa attığım bakışlarımla en az arabamın camındaki balık kadar hayatta kalmaya çalışıyordum. Bakılmadık yer bırakmamacasına kendi etrafımda, hızla, bir kez daha döndüm. Bu suçta eli olabilecek kimseyi göremiyor, en azından seçemiyordum. Yağmurdan kaçan insanlar, bastıkları yerden kalkan su birikintileriyle daha da ağırlaşıyordu. Rengini koyulaştırdığı asfalt yolda yağmur, trafiği yormuş, korna sesleri havada  bir it dalışını sahneler gibiydi. Bedenime kıyafetimi yapıştıran, fırtınayı andıran hızlanan aynı yağmur, saçımı kafamın derisine kendini yedirmiş ve kafatasımın şeklini ele vermişti. Düzensiz solumama eşlik eden ağzımdan çıkan buhar beni takip ediyor, arabanın yanına vardığımda kesiliyordu. Parmağını emen yeni doğmuş bir bebek gibi uykuya dalmış balık, camdan seken yağmur ve ölümle hafifleşen haliyle silecekten kurtulmuş, kaportanın üstünde yağmur ne tarafta ağır basarsa oranın aksine, kendiliğinden dönüyordu. Balığın tanık olduğum kısa ömrünü anlatan hayat çizgisi, sanki gövdesinin ortasından enlemesine geçiyordu. Sileceğin cama sıkıştırdığı balığın otopsi raporunu, susuz kaldığı için değil de bu işkenceyle öldüğünü, aklımdan yazar gibiydim. Arabamın yataklık ettiği bu ölümü engelleyebilirmiyim sualine bürünürken, suçlarcasına kendimi, ilk kez olmasa da ölü bir balık görüşüm, böylesine garip, cinayetvari duruma tanıklığım ve bu garip vakanın neden içinde oluşum salt bir meraka dönüşmüştü.&lt;br /&gt;Bir karışı geçmeyen büyüklükteki ölü balığı elime aldım. Nefesini kesen, sileceğin basıncıyla oluşan, balığın gövdesindeki çizgiyi diğer elimin işaret parmağıyla gezdim. Parmaklarımı kıvırıp avcumda ona geçici bir mezar yaptım. Sonra kalbim büyüklüğündeki bu mezardan taşan balığın başına takıldı gözüm. Denize terk edilmiş bir şarap şişesinden, okyanus aşırı yolculuğu sonunda kurtulan notun, bir balığın ağzında beni bulma olasılığı; balığın ağzından sarkan, mürekkebi dağılmış ve yüzüne bulaşan yazıyı okumaya çalışırken, gittikçe azalıyordu. Silecekten sonra, soluğu kesecek bir kağıt parçası ölüm nedenini ikilemişti. En azından bu iki işi yapanın aynı el olduğuna emindim. Elimde maktül ve okunmayan bir not, katili umutsuzca aramaya koyuldum. Yağmur yeni dinmişti. Adımsız, kendi etrafımda, dönüşü güzel dolanarak bakınmama, avcumdan katilini merak eden bir ölünün görmez bakışları da ekleniyordu. Denize kaydı gözüm. Sonra tekrar yola, kaldırımlara baktım. Henüz kurumayan insanlar hala ıslak olan yollarına kaldıkları yerden devam edercesine yürüyor, bense arabamın önünde; silecekte can veren ölü bir balık ve balığın ağzında, kimden olduğunu ve ne yazdığını bilmediğim bir notla dikiliyordum. Etrafta ne kendini ele veren bir katil ne de kağıtta yazanları bilen biri vardı. Denize, balığı fırlatabilecek kadar uzaklıktaydım. Aynı mesafe neredeyse, evimle durduğum yer arasındakiyle aynıydı. Hiç bir şey olmamış gibi balığı denize geri postalayabilir, elimdeki kağıdı çöp yapar, onu tekmeledeğim adımıma güvenip ne için dışarıya çıktığımı unutup eve dönebilirdim.&lt;br /&gt;Düşündüğümden daha uzağa fırlattım balığı. Elime bulaşan pulları temizledim ve beni izleyenin olmadığına emin olmak için sağıma soluma bakındım. Karşı kaldırımı atladığımı anladım. Tanımadığım ama beklediğim bakışların içime battığını hissettiğim anda buz kestim. Beni en başından beri izlercesine olan biteni biliyor ve her şeyin sorumlusu benmişim hissini verir gibi izlemeye devam ediyordu karşı kaldırımdaki. Bir sonraki hareketim, en masum olan beni katil yapabilir düşüncesine sevk eden dikkatimle, belirsizleşiyordu. Elimi temizlerken pullarla beraber düşen kağıt parçası ayağımın dibinde, harflerini ıslaklıkla kaybeden yazının akmış mor rengi elimde duruyordu. Suç üstü yakalanan bir hırsız gibi ellerimi yukarıya kaldırmaya gönüllü bir titremeye sahiplendim. Bunda, önce çiseleyen sonra fırtınaya dönen ve ardından dinen yağmurun rüzgarla birleşip beni üşütmesinin rolü elbette yoktu. Kendimi, arabanın sileceğine balığı koyanın ben olduğumu inandırmaya çalışırken yakaladım. Teslim bayrağını çeker gibiydim. Şarap şişesine değil, rastgele seçilmiş bir balığın ağzına gizlediğim notu, ne aşırı bilmediğim yolculuğu sonrasında, niye kendime göndermek isteyeceğimi anlamaya çalışırken diz çökmüş ruhum yerinden oynadı. Kıpırdayan lekeli parmaklarımla işaret ederek arabamı, karşı kaldırımdakine doğru, her önceki adımımdan güç alırcasına, büyüyerek yaklaştım. Balığa yaptığım avuç mezarı yumruğa dönüştürüp, beni alıcı gözüyle izleyen kaldırımdaki kıza hırsımı yedirir, onu da denize, balığın yanına yollayabilirdim. Çift şeritli yolu enlemesine kat edip hazırladığım yumruğu muzurluk sahibi katil sandığım küçük kıza nakletme isteğimi bariz belli edişim ve öfke kusarak önünde bitmem, onu o kadar korkutmuş olacak ki;  beni izlerken emdiği baş parmağını korkuyla ısırması sonucu içeride biriken kan, şaşkınlık ibaresi açılan ağzından dökülmeye başladı. Kanın hacmi, fırlattığım balığın denizden taşırdığı suyun hacmine yaklaşır cinsten, rengi de elimdeki mürekkepten bozma moru kırmızıya çevirmeye niyetliydi. Dona kalmış küçük kızı kucağıma aldığımda, kızın ağzından boşalmayı bitirebilen kan, bu güne özel bir leke bırakmayı çoktan başarmıştı. Tek tanığı katil bellemem, bu küçük masum kıza pahalıya patlamış gözükürken, ağzından zorla çekebildiğim parmağındaki azı dişi izi, balığın gövdesindeki izi andırıyordu. Pulsuz, enine değil derinlemesine, rengi başka, ama iz neredeyse aynıydı. Kızın bu çizgiyle baş edebilir bir yaşta olmasına duacı halim, yeni bir ölüm tanıklılığına hazır değildi elbet. Ağzından kurtardığım delik parmağını balığa yaptığım mezar avcuma yerleştirdim. Avcumdan taşan kısmı parmağın, kızın kendisiydi. Kandan kurtulan azı dişi, beyaz yüzünü gösterircesine sivri ucuyla parlıyordu. Gözümü alan bu olası azı'lı katilden bakışımı kaçırdığımda, denize fırlattığım ölü balığı, suyun yüzeyinde yan yatmış gördüm. Denizin dibine dönük tarafında olabileceğini hesaplamadan, yan yatmış ölü balığın çizgisinin  kaybolmuş olmasına, yeni bir hayata demir atarmış gibi, anlamsızca sevindim. Kucağımda balığın katili dediğim yarı baygın kız, denizin üstünde sıfırladığı hayatıyla ölü bir balık ve kızın diş geçirdiği baş parmağındaki derin yaranın kendini yenilemesini bekleyen bir ben: her birimiz için kaldığımız yerden hayatımıza devam etmemize engel nedenler oluşmuştu ve hiçbirimiz buna hazır değildik.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-8200811859580010547?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/8200811859580010547/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=8200811859580010547' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8200811859580010547'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8200811859580010547'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/02/muamma.html' title='sanrı'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4196525240200460892</id><published>2010-01-23T13:57:00.000-08:00</published><updated>2010-01-24T01:14:30.572-08:00</updated><title type='text'>paha</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Renkli bayrağı taşımadığı eliyle servis edercesine gideceği yolu gösteren koşusuna ve arkasına sık sık bakan hırsızdan çok, onu kovalayan pavyon fedaisi kıvamındaki çizgi hakemine bakakaldı; yarı sahada önüne düşen topla, olası deparıyla ilerde yalnız kalecinin yalnızlığını bozacak olan ileri uç elemanı. paralelinde onunla beraber koşan çizgi hakeminden gözünü aldığında da, sürdüğü topun izini gayretle sürmeye başladı. bu merasim ceza sahasına kadar sürdü. yarı sahadaki görüş izninden sonra ne hakemi görmüştü, ne de rakip takımın defansının ona ne kadar yakın olduğundan haberi vardı. ayak izleri doğru yolda olduğunun göstergesi, başını kaldırdığında gördüğü eldivenli adam ise joker sayılırdı. üç direğin arasındaki bekçinin kalesini terk etmesine denk geldi kararsızlığının ivmesi. hangi köşeye hangi ayağıyla vuracağını ve fileleri havalandıracak vuruşunun getirisi gol sevincini tasarlarken kafasında, meşin yuvarlığa yüklenen anlamın bu çubuklu forma yalnızlığının hangi tarafta daha ağır bastığının sonucu belirleyecekti tabelaya tesirini. sağ ayağıyla sol köşeye vuracak, yırtmasa da ağları uyandıran olası golü sonucunda topu kalenin içinden alıp yeni doğum yapmış eşinin onu baba eden son haline bürünerek topu formasının içine sokacaktı. kendini köşe gönderinde buldu. top formasının içinde, baş parmağını ağzıyla emerken gamzeleri belirdi. golün habercisi yan hakemin orta çizgiye koşusu anlamlıydı elbet. gidişi gibi dönüşü hızlı olmayan bu koşu garip olsa da, yan hakemin orta çizgiyi geçip kendisine değil, diğer yan hakeme ayrılan yarı sahaya varışı da onun için daha da anlam kazanacaktı. golün sahibi forvet, formasının içinden topu çıkarıp rakip takıma oyuna yeniden başlamaları için verdiğinde, doğum sırasında çocuğunu kaybettiğini anımsayan yan hakem, dolu tribünlerin gürültüsüne neden olan ışıklı tabelaya dolu gözlerle baktı. 1-0. maçın yeniden başlaması eşinin hayatta olmasıyla eşdeğer; takımlar arasında gidip gelen top, sahada yerini kaybettikçe kademeye giren diğer futbolcuların varlığı, fileli kalelerin durağanlığı ve saha çizgilerinin bitmeyen sonsuz hali hayatın devamlılığı konusunda umut vericiydi elbet ve gamzeleri, orta hakemin yeni düdüğüyle kulaklarını dikti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Yatağımın biraz soluna sarkmış elimi acıtan şeye küfredebilmek için gerekli sözcükleri bulmaya çalışırken; elimdeki kızarıklığa benzer renkte, yerdeki kırıkların sayısının fazlalığı gözümü aldı ve uyandım. sayısız parçanın dili olsa, solumdaki komidine uyku sırasında gelişi güzel uzanmayla tokat arası bir müdahelemden bahsedebilirdi belki. kırılganlıklarıyla ettikleri küfür, uyanmama neden olan kırıkların gürültüsüne ettiğim küfürle aynı tonda olacaktı dilleri olsaydı eğer. düşürdüğüm şey, semtde haftanın üç günü kurulan Can Pazarı'ndan iki gün önce aldığım ve kutusundan henüz çıkarmadığım matruşkalara benziyordu. iç içe geçmiş bu bebekler düşerken sayıları azalmış gibi kırıklarıyla beraber az gözüküyordu gözüme. eğilip beceriksizce yapboz yapmaya yeltenen ve sıkıldıkça parçaları ağzında çiğneyen yaramaz bir çocuk gibi canım sıkıldı. hem birleşmeyen parçalar hem sayıdaki azalma, anında, büyümeme neden olmuştu. boyum birden uzadı. komidinin üstünden kutusunu aldım. iç içe geçmiş matruşkaların sayısının 5 olduğunu iddaa eden kutu ve hafızam aynı fikirdeydi. her defasında başka bir harfine vurguyu emanet eden tezgahtar bağırdığı sesini kısıp kulağıma eğilerek yeşillerin daha çok satıldığını söylemişti iki gün önce kırmızılı olanı elimde incelerken. bu birbiri içinden çıkan bebeklere gösterdiğim ilgi satın almaya kadar vardığında tezgahtar, son numarasını yapıp tezgahın altından içinde istediğim orta boydaki kırmızı matruşkaların olduğu açılmamış bir kutuyu bana vermiş ve üstüne ihtiyaç duyulmayacak ücreti ödedikten sonra Can Pazarı'ndan canımı kurtardığımı düşünerek en azından elim boş ayrılmamıştım. yapboz kendini belli ediyor, kaza aydınlanıyor ve tezgahtarın müthiş sihiri, sinirimi bozmaya yetiyordu. en azından rengi aynı kalan kırmızı matruşkaların akıbetinin ne olduğunu geç olmadan anlamıştım. uyku sersemliğimin ürünü tokadımla kutuyu havalandırmam sonucu yer çekimine yenik düşen matruşkanın yere düşmesiyle, en dıştakinin (en büyüğünün) kırılması ve içinden 4 yerine sadece bir tane matruşka çıkması şahit olmadığım gürültüye tanık odamın dili olabilirliliği üstüne bir tahminim. pazarda 3 kardeşini, olay yerinde de annesini kaybeden en büyük bebek matruşkayı teselli ederken buldum kendimi. kutuyu elime aldım. alışkanlıktır. kutunun arkasına bakıp son kullanma tarihini aradım. çin malı tabirinin üstünde bir isim yazıyordu. esnerken ölen bir ihtiyarın otopsi raporunu yazan şaşkın doktorun el yazısı kadar kötü yazılmış bu ismi çözmeye çalışmaktan vazgeçtim. kutuya, en büyük kardeş bebek matruşkayı ve içine doldurduğum parçaları koydum. bugün de kurulacak olan pazara gidip hem kardeş eksikliliğinin, hem de bu kadar kolay kırılgan olmalarının nedenini öğrenebilirdim. ne kadar merak etmesem de alırken görmediğim, şimdi ise okuyamadığım ismi de sorabilirdim elbet.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Çok aramadan tezgahı buldum. sarmaşıklarla dolanmış boyumu aşan paslanmış direklerin altında, karşımda beni uykumdan eden ve hayatımdaki matruşkaların yerini almasına mani olan tezgahtarın önündeki kalabalığın dinmesini bekledim. vurgularıyla beraber dizleriyle tezgahına abanan tezgahtarla göz göze geldiğimde; daha pazara gelmeden, kafamda kurduğum, ona söyleyeceğim ilk cümleyi unuturken adımlarım da sıklığından vazgeçti ve durdum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Uyanmama neden kırılma sesinin sahibi sola uzanışıma ortak olan rüyamı, Can Pazarı'nda onu görür görmez hatırladım. koruduğum kaleye topla yaklaşan forvetin suratı zihnimde belirirken köşeyi tahmin edemeyip ters köşeye atlayarak yediğim golü tezgahında devleşen tezgahtara baktıkça hatırlıyor ve bu golü bana niye attın dercesine matruşkaların hikayesini ona sormaya cesaret edemiyordum. gol sevincine devam edercesine müşterilerinin bolluğuyla inşaa ettiği gülen yüzü bana döndü yeniden. o kadar kalabalığın içinde iki gün önce matruşka satmış bir müşterisini tanıyıp tanımayacağından çok, rüyamda, koruduğum kalenin önünde baş başa kalışımızdan beni hatırlayabileceğini düşünüp kafamı çevirdim. bakışıma rastgelen ise, elindeki boş tepsiyi sallayarak arkasına bakmadan bir yere yetişmeye çalışırcasına koşan bir çaycıydı.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4196525240200460892?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4196525240200460892/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4196525240200460892' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4196525240200460892'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4196525240200460892'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/01/paha.html' title='paha'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-7034549120997684168</id><published>2010-01-14T08:26:00.000-08:00</published><updated>2010-01-14T09:05:00.260-08:00</updated><title type='text'>cüsse</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Rüyanın hakkını verircesine zor uyandım. uyanmamak için direnen gözlerimi zar zor&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; açabildiğimde her şeyin yan durduğunu fark ettim. doğrulursam yan durduğumu, onların da düz olduğunu anlayacaktım. her sabah bu aptal oyunu oynarım. sağıma duvarı alır dizlerimi göğsüme kadar çekip sol elimi bacaklarımın, sağ elimi de sağ yanağımla yastığın arasına koyarak uyumaya yeltendiğim yatakta, geceden kalbime yük binmesin diye uykumda soluma dönmemezlik andına inat, soluma bakarken uyanırım sabahları. yan duranları düzeltip doğrulduğumda ise üstüne bindiğim kalbim aklıma düşer hep, elimle gelişigüzel yoklarım. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Alnımdaki çizgileri oluşturan kalkık kaşlarımın altında gözümü çapaklarından kurtarmaya çalıştım. 3 yaşında öğrendim annemden bu katı sevimsiz şeylerin nedenini. erken yatmama nedendi hep onların varlığı ve 5 yaşında bunun tuhaf bir yalan olduğunu anlayınca çapaklarla aramı düzeltip gece geç yatmaya başladım, ta ki annem başka bir yalan uydurana kadar. yataktan uzattığım ayaklarım benden önce esnedi. onları görüp ben de esnedim. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;çoraplar, içinde tuttukları ayağın şeklini alırlar. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; sağ tekini; sol başta biten, bu başparmağım olmalıydı, diğerlerinden şişkin duran halinden tanıdım. diğer tekini yatağın altına kaçarken yakaladım. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;çoraplarımı &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;önceki gün bileğimde bıraktığı ize kadar çektim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Bir sonraki uykuya ısmarlama rüyamı hatırlamak için gözlerimi kapattım ve el yordamıyla odamdaki banyoya adımımı attım. bir kaç adımlık bu yolculukta beni geçirenler; odanın merkezinde çapraz duran desenli halı, halının üstündeki insan eziyetiyle ezik duran mor armut yastık, yatağımın paralelindeki derli toplu yatak ve iki yatak arasında kalan akçaağaç rengindeki çalışma masasıydı. kapakları kapalı dolap, yanmayan masa lambası ve dışarı göstermeyen perdeler geç kalmıştı bu uğurlamaya. arkamdan dökülmeyen suyu yüzüme boca ettim uyanmak için. uyanır uyanmaz esnerken ağzıma götürdüğüm ellerim, ikinci kez aynı şekli almıştı uyanmamı sağlayan suyun yüzüme taşınması sırasında. parmak aralarımdan düşen su damlalarını saymazsak üç avuç, iyi ya da kötü ne rüya görürsem göreyim, uyanmama yeterli oluyordu. yüzümü sildiğim havlu, koyudan açığa günaydın dercesine neredeyse her rengin olduğu, bir önceki günden kalan nemine rağmen kurutmayı beceren türdendi. askıya tutunan kısmına her sabah farklı bir rengi getirmeyi kendime adet edinmiştim.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Doğumum sırasında beynime gitmeyen oksijen yüzünden aynadaki aksimden her sabah irkilirim. bebek aklımla yol gösteremediğim oksijen, henüz yeni doğmuş biri için fazla tanrısal değil mi? göremediğiniz tanrının, sizi ve dünyayı yaratması ve daha sonra yerini, bu dünyada&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt; ayakta kalmak için göz kırpma sıklığında soluduğunuz, oksijenin alması adil bir hareket sayılır; merhaba dediğiniz nefesin, size güle güle dedirtecek cinsten yaşatmadığı hayatla. görünmeyen iki şey. oksijen ve tanrı. tanrının soluduğunu düşünüp oksijene muhtaç olduğunu düşünen ben, her şeyi yaratanın oksijenin de tanrısı olduğunu fark etmemle başa dönüyordum. aslında bu kafası karışık dünyaya gelmek meziyet isteyen bir sihirbazlık numarası. meslek sırrı insanlık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Diğerinden büyük, bana göre sağdaki gözümün bebeği, yerinde durmayan, aksak ritimli bir şarkıda dans edercesine hareket halinde. az saçlarım ve gür kaşlarımın arasında kalan alnım beceriksiz bir aşığın sevgisinden ne anladığını çakısıyla işlediği ağaçtaki karmaşadan farksız. üst dudağım alttakinden oldukça kalın, favorimle bana göre sol gözümün arasındaki ben'imde yetişen kılların sayısı çift. ben bunları her sabah aynaya baktığımda görüyorum. beni bu hale getiren oksijeni; gözleri siyah bantla kapalı, yaşı en küçük olanın kurban seçildiği körebedeki kör ebenin çoktan fırlamış ama sesleri orda kalmış diğer oyuncuları bulma çabasındaki umutsuz haliyle arıyorum. gözüm açık ve hayattayım. soluduğum şeyin oksijen olduğunu söylüyor etrafımdakiler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Annem bana hamileyken ismim rezerve edilmiş. babam karşı çıksa da; kayınpederinin, yani dedemin ismini, aşeren bir kadını kırmayarak kabul etmiş. akıldaki ismin doktorun adıyla yer değiştirmesine neden, sorunlu geldiğim hayatla ölüm arasında oynayan saniyelerin sevimsiz gösterisine tanıksız kalmayan doktorun elleri oldu elbet. adımın önemi yok. zaten aynaya baktıkça ismim ortaya çıkmıyor ama gördüğüm şeyin, tanrı şefliğinde hazırlanmış oksijenle doktorun ortak çabası olarak boşlukta bekletilmiş, kadere sunulan bir mönü gibi durduğu apaçık. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Banyoyu aydınlatmayan yeni gün nedenli açık ışığı kapatıp odaya dönüyorum. beni geçirenler hala durdukları yerde ve el sallıyor. odam, şehrin en büyük meydanında güvercinlere susam atan bir iş adamının elinde kalan susamlardan kurtulmak için üzerine sürdüğü, ellerinden dökülen susamlar kadar önemsiz. zaten önemi de yok bana yataklık edecek odanın. kafamı sağa çevirdiğimde; cinsiyetimi öğrendiklerinde annemin astığı, 3 yıl kapımda yaşayan 'yakışıklı oğlumun odası' yazılı saçma şeyin, okumayı ve zıplamayı öğrendiğim an onu yerinden edişimden sonra, altında bıraktığı izi göreceğimden adım gibi eminim. odadan çıktığımda ise boyluca uzanan koridori es geçip solumda kalan odada, kanepede, boyluca uzanan annemin yaratık gibi odaya girişimden korkup ani bi hareketle yerinden fırlamasını çaktırmamak için 'hah uyandın mı' geçiştirmesine ek korkuyla soğuyan ellerini yüzümde gezdirip beni sevmeye çalışacağından yine adım gibi eminim. adımın önemi yok. zaten ismimi kabullenecek bir hayat da yaşamıyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Rüyamı hatırladım. beynime gitsin diye oksijen, herkesden gizli amuda kalkmış odamda bekliyorum. kapıyı çalmadan giren, oksijen olduğunu sandığım şey, 'beni mi çağırdın?' diyor. ters durduğum halde amut halimle, oksijen düz duruyor ya da zaten ters giden bir şeyler var.&lt;/span&gt; oksijeni ilk kez görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Adım Önem. 15 yaşındayım. 2 yaşına kadar beynime yeterli oksijen gitmediği için hastanede, komada kaldım. eve getirildiğimde odam çoktan hazırdı, yaşayacağım hayatla birlikte. konuşurken lafları gebelemekten çok, söyleyemiyorum. içimde tuttuklarımla bir resim yapsam iki dağın arasına emin olun ay'ı koyarım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:trebuchet ms;"&gt;Aman, zaten önemi de yok hayatın.. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-7034549120997684168?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/7034549120997684168/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=7034549120997684168' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7034549120997684168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7034549120997684168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2010/01/cusse.html' title='cüsse'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-7541594679490074860</id><published>2009-12-14T05:06:00.000-08:00</published><updated>2009-12-14T07:55:56.357-08:00</updated><title type='text'>foya</title><content type='html'>&lt;div face="trebuchet ms" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Annemin "babalık, dokunarak öğrenilir" salatasıyla ilk kez kucağına düştüğüm adamı baba yapan bendim. babamın benim sayemde öğrendiğini bana satma yaşına geldiğimde ise denizin ortasında yalnız değildim elbet. bir kaç adım sonrası kucaktaki halimle kuşbakışı denizin röntgenini çekerken, babamın "ilk başta soğuk ama sonra alışıyorsun" çorbasını yememe ramak kala, gövdeme çektiğim minik bacaklarımın istikrar abideliğine soyunmuş tavrı beni yarı yolda bıraktı ve deniz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" &gt;e dokundum&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;. "dipteki kuma dokunmazsan yüzmeyi öğrenemezsin" lokmasını annemin dokunma temalı sözünden çalıntı olabilirliliği üstünde düşünmem sadece zaman kaybı gibi duruyordu. aslında bu yaşta zamana hiç ihtiyacım yoktu. dört yaşında biriydim ve iki'nin üç'den önce bittiğini önceki doğum günümde değil; babamın, "üç dediğimde ikiyi unut.nefesini tut.dal" kerevizinden sonra anlamıştım. bir,iki ve üç : herhangi bir şeye başlamadan önce söylenen en büyük yalandır. üç'ün sinirli halini suyun altında duydum. iki'de son dua edalı dalışımı gerçekleştirdim. bir'de ise saniyelik, ağız dolusu ve kimin olduğunu bilmediğim nefesi yuttum. babam, bana göre sol eliyle olası boy verme durumumun suyun üstünde kalan sağ elimi tutacak, ona göre "burnunu kapamana gerek yok" biberiyle boşta kalan elimi suyun altında diğer eliyle buluşturacaktı. bense dipteki kuma değdiğimde yüzmenin çoğunu halletmiş olacaktım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" &gt;H&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;er deneme bir tecrübedir girizgahı deniz için geçerli değilmiş gibi babamın üç demesini beklemeden iki'de dibe dalmam onu müthiş sinirli biri haline getirmişti. "sadece dal demen yeterli" kurabiyesini yuttum ve bir-iki-üç'ün rakamdan başka herşey olduğuna inanmaya başladım. bu inanç beni "sakın içerde gözünü açma yanarsın" tembih köftesiyle daldığım sudan, kuma dokunan ayak parmak uçlarımın gözüme söz geçirememesi sonucu merak ödülümümün teşekkür konuşmasında sevinçten değil de bastığım kuma bakmamla yanan gözlerimin acısıyla, ağlayarak çıkardı. yukarıda babamın tuttuğu elimle belki zafer işareti yapmamıştım ama içeride aldığım ödüle ilk tebrik; elimi tutan, sonrasında da karşımda bulduğum babamdan gelmişti. konuşmamda babama değil de bir iki ve üç'e teşekkür ettiğimi duymaması için ellerimi sahiplenen babamdan kaçırarak, dua etmeye yeltenmeme, burnuma kaçan ve açık gözlerime değen suyun neden olduğu acının eklenmesi yüzmenin ne kadar da zor olduğuna dair bir düşünce oluşturdu bende. bu ilk düşüncem değildi. boy vermenin insana ya da denize olan faydası, ağlak halime denk gelen bir soru işaretiydi ayrıca.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;Gözümü açabildiğimde, yaşımdan dolayı mı bilmediğim, görüş açımın neredeyse hepsini kaplayan babamın saçlarının ıslak olduğunu fark ettim. göbek hizasındaki denize istese de kafasını sokamayacağı sığlıktaydık. yağmurdan haberim vardı ve ben dipteyken yağmur yağmaya başlamış, babamda da suya girmiş izlenimi yaratmayı başarmıştı. yağmur mu denizi oluşturan yoksa yukarda başka bir deniz daha mı var ikilemimi bölmek istemediğim için bunu sormadım. tek korkum, saçımdan ve yüzümden düşen damlalar bittiğinde göz yaşlarımın ortaya çıkacak olmasaydı. bu, suyun dibinde gözlerimi açmışım demekti ve bu ayrıca hile anlamına geliyordu. gözümü açmayacağıma söz vermiştim. dokunduğum kumu görmek yüzmeyi öğrenmekten sayılmıyo olabilirdi. devreye giren yağmura, babamdan yeni kurtardığım ellerimi suyun altında  birleştirip, teşekkür ettim. dizini koltuk yapmış keyfime denecek hiç bir şey bulamayan babam, oturduğum yerde sözde yüzmeyi öğrendim memnuniyetine bürünmüş, denizin bendeki hayal kırıklığına eşlik eden acıyla ağlayan gözlerimi, yüzümde gezdirdiği kuru olan eliyle sildi. babamdan gözlerimi alıp ileriye ilk kez baktığımda &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" &gt;ise, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: trebuchet ms;"&gt;koyu ve açık, mavinin ikiye ayrıldığını gördüm.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-7541594679490074860?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/7541594679490074860/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=7541594679490074860' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7541594679490074860'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7541594679490074860'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/12/foya.html' title='foya'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3628359144905475997</id><published>2009-12-08T10:01:00.000-08:00</published><updated>2010-01-14T13:12:16.240-08:00</updated><title type='text'>medet</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hoşgelinmeyen bir yolculuğun, olası yolcularına vaad edilen muavinin koridor hayatına tanıklığımla başladı ilk. ne kadar kapalı dursa da sabit bir boşluğa sahip ağzından aldığı nefesi ben de soluyordum. bu tek ortak noktamız diye umuyordum ki oksijene hepimizin ihtiyacı var gerçeği, muavine baktıkça, ağzımda istemeden ekşiyen oksijenin tadını biraz olsun hafifletiyordu. görünen her yerinde çil vardı. çil renginden koyu, turuncu saçları dağınık; renkli gözlerinden biraz açık gömleği ve epey koyu, yukardaki bölmeye tutunduğunda tanıştığım, yumruk büyüklüğü genişliğinde koltuk altı teri vardı. orta kapının iki arkasındaydım. otobüse bindiğini benden önce annesine haber veren yaşıtım sandığım çocuğun, biletini de benden önce aldığı pencere kenarında oturuşundan belliydi. aynı gazeteyi almış olmamız 'gazeteyi bari ben önce almış olayım!' hırsını bürüdü bende. kafasını dayadığı gibi cama, uyudu yanımdaki 'herşeyi benden önce beceren'. o uyurken olup biten herşeyi ona bir bir anlatıcağıma dair kendi kendime söz verdim. ne kadar aramız kötü olsa da buna hakkı vardı.&lt;br /&gt;Bulunduğum yerden aynada görünen kısmıyla şöförün en fazla kaç yapabildiğini kestirme oyunumu bölen bir kokuydu. muavin ilk servisine başlamıştı. o küçük arabayla bu dev adamı bir araya getirebilen otobüste, kocaman elleriyle orantılı halinin şöför koltuğunda değil de abartısız göbeğinden küçük olan servis arabasının arkasında oluşu, aynadaki tepeden görünüşüyle daha da küçülen şöförün bendeki yaşam hakkını sorgular cinstendi. bana üç koltuk kala muavinin, seçebildiğim kadarıyla arabasından, 'ne alırsınız?' sorusunun cevabını hazırlamaya çalışıyordum alelacele. buna tek engel göz bozukluğum değildi elbet. yaklaştıkça büyüdüğü gibi muavinin kokusu da artıyordu. servis yaptığı paralel koltuklardaki yolcuların haline bakıp kokunun kaynağını doğrulamak isterken sıra bana gelmişti. tepede bir güneş olsa üstüme düşen gölgesiyle boğulabilirim diye düşündüm aniden. kokunun da gölgesi var mıydı? zaman kazanmak için keki kendim aldım. renksiz eldivenleriyle kahvemi doldururken biraz olsun rahatladım. şekeri atmadan önce kahvemi koklamamın, kendimi ihbar etmemden farkı yok gibiydi. o da haklıydı aslında. insan kendi kokusunu nasıl alır kokusu zaten oysa? ondan iğrendiğimizi bir anlasa elinin altındaki arabayla yer değiştireceğimize bahse girerim. bizi nereye sürerdi bilemiyorum ama uzun bir yolculuk olacağı kesin. öndeki üç koltukla başlayan bu bozuk aura benden sonraki üç koltukla devam eden cinstendi. avuç boşluğuma sığan kahvemin burnuma hitap eden kokusunun ben içtikçe azalması kaygı nedenim olmuş ve bu adamdan  da sürekli kahve isteme düşüncesi cesaret kontrolü sonucunda eriyip gitmişti. sabahın körü turizmin ilk otobüsündeki ben, bugüne en yakın olan dünde, muavinin neler yaşadığına inme kararı alacak kadar mağdur hissediyordum kendimi. ne yedi, ne içti, nerelere gitti, ne gördü rüyasında, ne zaman uyudu, neler konuştu, ne zaman uyandı, ne vardı üstünde bütün gün... bütün bunları sorarken yanımdaki çocuğa bakıyor yakaladım kendimi. o da camdaki yüzünü bana çevirmiş ama gözleri kapalı beni dinler gibi hala uyuyordu. herşeyden habersiz. kimdi, kiminle yaşıyordu, kimlerle konuşuyordu, kimi seviyordu, kime benziyordu... aynı muavinin leblebi kadar boşluk bıraktığı gibi ağzından, horlamanın yerini tutan puffflaması yüzüme vuruyordu. bu kısık klimayı iyiye yorup yüzümü çevirdiğim yerden alıkoymadım. ne zaman doğdu, ne zaman muavin oldu, nasıl bu kadar büyük, kimdi... bütün merakımı yanımdaki çocuktan çıkarır gibi sessiz cevaplarına inat ardışık sorularımla  muavinin ne kadar dünü varsa didiklemiştim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Başlayan her şey bitecek, çöpe dönüşecekti. öyle de oldu. yenen herşeyin ambalajı içilen sıvıların boş bardaklarıyla beraber birer çöp idi ve bunların elden çıkması için çoğu yolcunun yolu izleme nedenli oturduğu koridorun seyrine bir dağ doğdu. yeniden. elinde tuttuğu büyük boy çöp torbasına burunlarını atan yolzedelerin iştirakına ben de kendimi ekledim. en yakın çöp konteynerindeki yerimi rezerve edebilir ya da burunla yetinip mola da ücretli tuvaletlere kendimi hapsedebilirdim. anonsu duyar gibiyim. 'sabahın körü turizm yolcularının toplu intiharı sonucu otobüsünüz kaldığı yerden yola devam etmeyecektir. burunlar şirketten. iyi şanslar' bu sesin sahibi kadını bulup yoluma onunla devam etme kararı aldım bir anda. molaya kadar parmaklarımı burnumdan çekmedim. kek ve kahve çöplerimi sıra bana geldiğinde yer çekiminden yardım alarak bakmadan sadece bıraktım. yolcu olmayı da bırakmıştım ama düşmemi engelleyen oturduğum koltuktu. oysa sürüklenip tekerleklerin altında ezilmeyi çoktan göze almıştım. muavinin mola anını iki cümleyle anlatışına eşlik eden gizemli şöför direksiyonu sağa kırdığında elim burnumda değildi. kendimi nasıl dışarı attığımı, uyuyan yanımdaki çocuğun hayatta olup olmadığını ve diğerlerinin ne durumda olduğundan haberim yoktu. koşmak denmez... kaçarak girdiğim tuvalette, yan yana duran aralarında aynı boşluklar olan aynalardan kısım kısım gözüktüğümü anlayınca durdum. elimde kan yoktu. silah da taşımıyordum ama katil edalı nefes alışverişimin zihnimi yok edişinden aranıyor olabilirdim. arkama baktığımda, sadece el kurutma makinesinin herhangi bir eli görmemesinden kaynaklanan, giderek azalan sesi hakimdi tuvalete. benden önce kuruyan elin sahibini merak etmemde hiçbir fayda yoktu. öyle de yaptım. ellerimi üstüme sildim ve kadının anonsunu bekledim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3628359144905475997?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3628359144905475997/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3628359144905475997' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3628359144905475997'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3628359144905475997'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/12/medet.html' title='medet'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-8172969075430084459</id><published>2009-08-07T14:05:00.001-07:00</published><updated>2009-08-07T14:46:42.941-07:00</updated><title type='text'>artık öğrenci değilim mastarı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;                                                     -BU BİR BİTİRME KROŞESİDİR-&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXIllEbkI/AAAAAAAAADg/_DkmxfO0cpo/s1600-h/1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXIllEbkI/AAAAAAAAADg/_DkmxfO0cpo/s320/1.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367331029701127746" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;iskeletle başladı herşey.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXYiZ2aaI/AAAAAAAAADo/KW9iWbUogYI/s1600-h/2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 226px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXYiZ2aaI/AAAAAAAAADo/KW9iWbUogYI/s320/2.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367331303726672290" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;çamura bulandı sonra.. sonra da alçıya kalıp oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXsINRQyI/AAAAAAAAADw/0viggRQdtXA/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 320px; height: 240px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXsINRQyI/AAAAAAAAADw/0viggRQdtXA/s320/3.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367331640291967778" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;polyester döküldü kovadan boşalırcasına&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyX5XDJbuI/AAAAAAAAAD4/Rgzcg6QHpNs/s1600-h/4.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 213px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyX5XDJbuI/AAAAAAAAAD4/Rgzcg6QHpNs/s320/4.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367331867614342882" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;rengi geldi, bitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;br /&gt;rezervesi üstünde gelecekleri, gelmişlikleri de aynı ayırtılmışlığın tozuna bulanmış zaten. sıfat dükkanından içeri girdiğinde her ismin önüne konabilecek şeyler, albenisiyle raflarda, dimdik. herbirinde parmak izi.. deneme odalarına adanmış hayatlar.&lt;br /&gt;boyunda yeşeren bir soru işareti, beyinde potluk yapar mı askının çengeli?&lt;br /&gt;şimdi nerede olmak istesen, orda zaten olan birileri..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ASKIDA HAYAT - REZERVE&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ne dersen de. ben öyle dedim bitirirken. boyumu aştı. sıcağın alnındaydım.&lt;br /&gt;elimden tutanla, işin elinden tutanların yardımlarıyla elbet.. dört yılın sonunda bitiverdi.&lt;br /&gt;evet bitirme işiydi. biterken bağırdım, bi tek o duymadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"en iyisi siz isminizi getirin, biz önünüzde duralım" dedim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnygrT59EnI/AAAAAAAAAEA/wtiR5R9nlT8/s1600-h/6.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 214px; height: 320px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnygrT59EnI/AAAAAAAAAEA/wtiR5R9nlT8/s320/6.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5367341521856959090" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-8172969075430084459?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/8172969075430084459/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=8172969075430084459' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8172969075430084459'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8172969075430084459'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/08/artk-ogrenci-degilim-mastar.html' title='artık öğrenci değilim mastarı'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_503e8raom5k/SnyXIllEbkI/AAAAAAAAADg/_DkmxfO0cpo/s72-c/1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-2271314229126468572</id><published>2009-05-17T07:32:00.000-07:00</published><updated>2009-05-17T07:40:18.680-07:00</updated><title type='text'>solas</title><content type='html'>başka bir insan kokmaksa&lt;br /&gt;yalnız olmamak,&lt;br /&gt;kokusunu kendinden başka&lt;br /&gt;bileni varla eş midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yalnızlığında,&lt;br /&gt;yine canı insanın,&lt;br /&gt;insan çeker.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-2271314229126468572?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/2271314229126468572/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=2271314229126468572' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2271314229126468572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2271314229126468572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/05/solas.html' title='solas'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-5532277845964087758</id><published>2009-03-23T14:26:00.000-07:00</published><updated>2009-08-22T00:30:20.576-07:00</updated><title type='text'>üç yüz altmış.</title><content type='html'>başımız&lt;br /&gt;kendi&lt;br /&gt;etrafında&lt;br /&gt;tamamen&lt;br /&gt;dönse&lt;br /&gt;hangisine&lt;br /&gt;sırt derdik?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-5532277845964087758?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/5532277845964087758/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=5532277845964087758' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5532277845964087758'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5532277845964087758'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/03/uc-yuz-altms.html' title='üç yüz altmış.'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3843686528318129249</id><published>2009-03-03T01:45:00.000-08:00</published><updated>2009-03-03T02:11:08.954-08:00</updated><title type='text'>intihar güzellemeri</title><content type='html'>enine katetikleri şehri&lt;br /&gt;boyluyor kuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;balkonundan&lt;br /&gt;huy dökücü kremlerini yağmalayan&lt;br /&gt;kadınlar,&lt;br /&gt;eteklerinin altından gülümsüyor&lt;br /&gt;şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ters şemsiyelerini&lt;br /&gt;göğün,&lt;br /&gt;acıtmayan&lt;br /&gt;çiseleyen yağmur,&lt;br /&gt;sektiği yerden düşerken,&lt;br /&gt;kayboluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yaşasın&lt;br /&gt;yerini&lt;br /&gt;yadırgayan&lt;br /&gt;esas hayat.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3843686528318129249?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3843686528318129249/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3843686528318129249' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3843686528318129249'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3843686528318129249'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/03/intihar-guzellemeri.html' title='intihar güzellemeri'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-2845436288775200069</id><published>2009-02-14T03:47:00.000-08:00</published><updated>2009-02-14T09:57:14.168-08:00</updated><title type='text'>mis bis</title><content type='html'>dilinin üstünde durabildiğini anlattı bana.&lt;br /&gt;yere dil boyu kadar yakın, amuda kalkmış hali iki yana açılan kollarıyla dengede.&lt;br /&gt;dilinin ucuna bakarken şaşıydı,&lt;br /&gt;ancak şaşırmış biri buna benzeyebilirdi zaten.&lt;br /&gt;öyle uzun da bir süre kalmadı. sürdürdüğü gariplik,&lt;br /&gt;sanki perdeler kapandıktan sonra ancak bir salon dolusu alkışla&lt;br /&gt;geri gelebilen sihirbazın, selam vermek için, gülümsemesine benziyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;iki yandaki gamzeleriyle dengede bir tebessüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve makyajını aynaya bakmadan silen&lt;br /&gt;tek el.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dengeyi kaybederken,&lt;br /&gt;yüzü&lt;br /&gt;elindeydi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-2845436288775200069?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/2845436288775200069/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=2845436288775200069' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2845436288775200069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2845436288775200069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2009/02/mis-bis.html' title='mis bis'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-2383501445844247967</id><published>2008-12-13T17:30:00.000-08:00</published><updated>2008-12-14T03:57:50.690-08:00</updated><title type='text'>r e s i t a l - ölme özgürlüğü</title><content type='html'>doğru ata oynayan elime gitti gözüm.&lt;br /&gt;ipi göğüslerken tenimi acıtan birincilik, aklımda bugüne uzanan alkışları bıraktı sadece.&lt;br /&gt;yanım, hiç tanımadığım, çiftini bulmaya bile üşeneceğim ellerle doluydu&lt;br /&gt;ve her ayağıma takılan ses, kanlı yarışın harbi gibiydi.&lt;br /&gt;start' ı veren adamı merak edip,&lt;br /&gt;finish'e yaklaştığımızda, arkasına bakan önümdeki adam birinciliği bana kaptırmıştı.&lt;br /&gt;önüne döndüğünde ise aramızdaki fark kapanacak cinsten değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;yorulduğumda, ben de, bükülüp dizlerimi tuttum.&lt;br /&gt;dizime kan bulaştıran elim, kulvarıma bıraktığım ilk üç parmağımın iziyle şüpheliler listesine girmeyi başarmıştı;&lt;br /&gt;yere yığılan, startı veren adamın&lt;br /&gt;intiharından sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-2383501445844247967?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/2383501445844247967/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=2383501445844247967' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2383501445844247967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/2383501445844247967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/12/lme-zgrl.html' title='r e s i t a l - ölme özgürlüğü'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-5125159728541498619</id><published>2008-11-11T02:46:00.000-08:00</published><updated>2008-11-11T06:51:26.296-08:00</updated><title type='text'>Sss</title><content type='html'>Spontane Sokağı Serisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;#kahve&lt;br /&gt;" yeni bir ıstaka, saçın altında kör bir yara, kırık dişe giden bir dil "&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;üçlediği taşları altta; eksikleri ya da işine yaramayanları, kolay olsun diye atmak, üstte tutardı adam. sabah, sağ şakağında çıkan kocaman yara itmişti onu; o zamana kadar sağdan sola ayırdığı saçını, tersine taramayı. hiç de yadırgamadı soldan sağa gelen uzun, beyaz, yaşlı saçları. . .&lt;br /&gt;ilk oyun kaybedildi. taşlar karıştırılırken saçını merak etti . . .   tuvalete gitti. altındaki yarayı unuturcasına halinden memnundu adam. aynaya bir tebessüm bıraktı. döndüğünde ise okey belliydi ve elindeki 15 taşı, birini elinde bırakıp, altta sağa doğru yasladı. dilini hiç çekmeden, üst çene sağ en arkadaki kırık diş boşluğundan; üçledikçe taşları, ıstakada, yukarı çıkarmaya başladı.&lt;br /&gt;teke düşmesine, yarasının kaşınması; bitmesine ise dilini ısırması eşlik etti.&lt;br /&gt;masadaki kimsenin ne yaradan, ne de kırık dişinden haberi vardı. ne boşlukta dans eden dilini biliyorlardı, ne de yönünü yadırgamayan saçlarının farkında. . .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kendini yenileyemeyen yarasına ve boşluğu dolduramayan dişine güvenip, alttan yukarı çıkardığı perleriyle zaferler kazandı adam,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;günlerce dilini ısırdı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-5125159728541498619?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/5125159728541498619/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=5125159728541498619' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5125159728541498619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5125159728541498619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/11/sss.html' title='Sss'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-8314335961286028167</id><published>2008-10-16T12:55:00.001-07:00</published><updated>2008-11-11T03:12:44.638-08:00</updated><title type='text'>sSs</title><content type='html'>Spontane Sokağı Serisi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;#durak&lt;br /&gt;yaşadığı kasaba gibi küçük dükkanından sayılacak kadar az adım atıp yolun karşısına geçti. çok değil bir kaç hafta önce dönüşe kapatılan ve tek yöne düşen yolda, karşıdan karşıya geçerken, gündelik alışkanlığına yenik düşüp soluna da baktı adam. giden arabalar gördü.. sırtındaki numaradan kaçırdığı otobüsün o olduğunu anlaması uzun sürmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadın : "en çok hangi renkte perde satıyorsunuz?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;korna sesine denk geldi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;adam : "efendim?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-8314335961286028167?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/8314335961286028167/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=8314335961286028167' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8314335961286028167'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8314335961286028167'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/10/sss.html' title='sSs'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-7087515016638649222</id><published>2008-08-18T03:40:00.000-07:00</published><updated>2008-08-18T04:19:29.365-07:00</updated><title type='text'>flu</title><content type='html'>kabuğundan kurtulmuş çekirdek kadar büyük değil, yağmur yeni dinmişken, camda duraksayan damlalardan bile küçük pencere kenarı yolcusuna eşlik eden böcek.. ufak adımlarına inat hızla uzadı, kararan havada, dik bir şekilde. her baş aşağı düşüşü öncesinde katil işaret parmağı engeline hayır diye bağıramadığından değil de, müsait olmayışından halinin, boyun eğdi. vazgeçmemekmiş aklından geçirdiği. dönüp kalktı. dönüp kalktı. dönüp ... tekrar düştü. düşürüldü hem. tekrarlandıkça çoğaldığı gibi düştükçe de azaldı gücü. 'çek vur beni' gibi baktığını sandı. işaret edemedi kendini. parmak oralı bile olmamışken şiddetini arttıran yağmura denk geldi fren sesi. yolda bıraktığı izden otobüsün, belki daha uzun bir yoldu; sürüklenirken böcek, gittiği yolun istemeden izini de sürdü. dönüşüne, kaybolmamak adına, istemeden de olsa, insanlar bıraktı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ikişerli&lt;br /&gt;yan yana&lt;br /&gt;ve arka arkaya&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-7087515016638649222?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/7087515016638649222/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=7087515016638649222' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7087515016638649222'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7087515016638649222'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/08/flu.html' title='flu'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-6948737192298276276</id><published>2008-07-05T03:26:00.000-07:00</published><updated>2008-07-05T03:36:02.597-07:00</updated><title type='text'>adisyon</title><content type='html'>hadi gel külahları değişelim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen beni takdim et&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben seni takdir ediyim&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bu potluk da neyin nesi demeden&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ağzımızdaki baklaları değişelim&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-6948737192298276276?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/6948737192298276276/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=6948737192298276276' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6948737192298276276'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6948737192298276276'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/07/adisyon.html' title='adisyon'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-6384279160895795582</id><published>2008-06-07T15:25:00.000-07:00</published><updated>2008-06-07T15:26:06.100-07:00</updated><title type='text'>malum</title><content type='html'>kulak arkasıyken&lt;br /&gt;birden&lt;br /&gt;tabanında hal değiştiren&lt;br /&gt;yüzler yüzünden&lt;br /&gt;asılan&lt;br /&gt;ya da katlanıp kutulanan yüzün,&lt;br /&gt;hiç olmadığı kadar asık&lt;br /&gt;bugün.&lt;br /&gt;bak demeyi unutur bazen ayna.&lt;br /&gt;köşesine sıkışmış bir yüz,&lt;br /&gt;hatırlatmayı,&lt;br /&gt;sıkıştırılmadığı için aksatır bazen.&lt;br /&gt;izler her haliyle&lt;br /&gt;ne demeli&lt;br /&gt;masum değiller&lt;br /&gt;yeniden.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-6384279160895795582?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/6384279160895795582/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=6384279160895795582' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6384279160895795582'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6384279160895795582'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2008/06/malum.html' title='malum'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-1924355952827242097</id><published>2007-12-30T15:51:00.000-08:00</published><updated>2007-12-30T16:09:44.490-08:00</updated><title type='text'>i r o n i</title><content type='html'>güneş,&lt;br /&gt;doğmadan önce&lt;br /&gt;söz vermiş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'karanlığa kalmam'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sözünü&lt;br /&gt;tutamayınca&lt;br /&gt;da&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'öylece'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;batıvermiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-1924355952827242097?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/1924355952827242097/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=1924355952827242097' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1924355952827242097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1924355952827242097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/12/i-r-o-n-i.html' title='i r o n i'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-8571843857029519548</id><published>2007-12-06T11:55:00.000-08:00</published><updated>2007-12-06T12:12:28.981-08:00</updated><title type='text'>joker</title><content type='html'>adamakıllı her susuşunda kulaklarını çınlatan şey, o eski aşk üçgeninin büyük kenarıydı. kalemini kaldırmadan devam ettiği dilimde hayat; onların payına yaşadıklarıyla doğru orantılı açılar geriyordu ve ister istemez büyük açıların karşısına büyük kenarlar yerleşiyordu. üçünün de isimlerinin baş harfi farklıydı ve her ikili buluşmadan farklı bir anlam çıkarıyordu zaman. hayatla kalem arasında bir boşluk doğduğu zaman ise herkes köşesinde endişe halinde eşittir işaretinin varlığından bir haber sorguluyorlardı kendilerini.mesafeler önemli mi? ilk önce sağına sonra çok çevirmeden başını yukarı baktı. emin olana kadar bunu defalarca tekrarladı. bir elinde büyüktür işareti, diğerinde ise parmaklarına doladığı eşittir...&lt;br /&gt;aklında, bir noktayla oluşabileceği bir yamuk ya da olası cesaretinin meyvesi bir doğru vardı. parmaklarından aynısından iki çizgiyi sökmek&lt;br /&gt;zor olsa da&lt;br /&gt;en azından bir eli&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;boş&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalacaktı .&lt;br /&gt;(bundan sonra)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-8571843857029519548?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/8571843857029519548/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=8571843857029519548' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8571843857029519548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8571843857029519548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/12/joker.html' title='joker'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-1127951100540252693</id><published>2007-11-29T13:50:00.000-08:00</published><updated>2007-11-29T14:45:27.908-08:00</updated><title type='text'>sereserpe</title><content type='html'>uzun kahverengi pardüsosü, kahvelerin yataklık ettiği sigara dumanı sarılığında bıyıkları, favorilerinden saç traşı gelmiş haliyle gidiş yönüne ters, tekli koltukta sırtını tramvaya yaslamış, diğerlerinden ayrı duran bir adamdı o. sol eliyle hem henüz ıslanmamış siyah şemsiyesini, hem de üstünde yasemin çetin yazan, içinde film olduğu üstündeki hastane ve radyoloji ibarelerinden kendini ele veren ama yasemin çetinin o adamın nesi olduğunu belli etmeyen torbasını, sağ eliyle de sadece iki parmağını kullanarak günün boş vakitlerine alet ettiği tespihini tutuyordu. yolculuğa eşlik eden kadın sesine aldırış etmeyen adam; ardışık durakları es geçip uzağa bulaşırken, dalıp gittiği yerden de kurtulamamışken daha, elindeki torba kayıverdi ve yerini yadırgayan film, gelişigüzel bir şekilde ayaklar altına serildi. iki kişi eğildi onunla birlikte düşmesini değil de en azından kirlenmesini engellemek için, içindekinin ne olduğunu bilmeden... biri, tramvaya bindiği anda adamın onca teşekkürüne rağmen yerini veren plastik topunu torbaya koymuş çocuk; diğeri de, bir eliyle adamın koltuğuna tutunan öbür eliyle de misafirlikte işe yarayan, evden götürülen terliklerin bulunduğu torbayı tutan kadındı. günün alakasız bir vaktinde bu sıradan hayatların sahibi olan üç insanı ilk ve son kez biraraya getiren olay bir filmdi.&lt;br /&gt;adam tespihini, çocuk topunu, kadın da terliğini feda etti filme uzanmak için.&lt;br /&gt;yasemin çetin ise, uzandığı yerden, siyah üzerine gri tonunda bir kalp bıraktı geriye.&lt;br /&gt;sereserpe .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-1127951100540252693?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/1127951100540252693/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=1127951100540252693' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1127951100540252693'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1127951100540252693'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/11/sereserpe.html' title='sereserpe'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-4658763804062037951</id><published>2007-11-17T04:00:00.000-08:00</published><updated>2007-11-17T04:10:14.814-08:00</updated><title type='text'>ayın tanrısı -kasım</title><content type='html'>eğilip çok bükülmeden,&lt;br /&gt;ismini sağ alta işlemeden önce,&lt;br /&gt;koyup resmini soğuk zemine,&lt;br /&gt;bir adım geri gitmeli.&lt;br /&gt;kadehte durmayan&lt;br /&gt;zıkkım rumuzlu geceye bilenip,&lt;br /&gt;kendine değdirmeli&lt;br /&gt;sivri ucunu&lt;br /&gt;sarhoş halinin.&lt;br /&gt;yetti de arttı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bil bakalım neler taştı?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-4658763804062037951?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/4658763804062037951/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=4658763804062037951' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4658763804062037951'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/4658763804062037951'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/11/ayn-tanrs-kasm.html' title='ayın tanrısı -kasım'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-400735411036300578</id><published>2007-10-30T10:58:00.000-07:00</published><updated>2007-11-30T05:05:28.595-08:00</updated><title type='text'>pusu</title><content type='html'>kaybolur diye sakladığı herşeyin&lt;br /&gt;yerini ararken,&lt;br /&gt;kendi kaybolur düşüncesiyle,&lt;br /&gt;kaybolmamak adına;&lt;br /&gt;geriye&lt;br /&gt;kaybolsa da umrunda olmayacağı&lt;br /&gt;an'lar bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;dönerken,&lt;br /&gt;siftahlık izleri takip etmek&lt;br /&gt;yerine&lt;br /&gt;kaybetmeyi göze alırcasına&lt;br /&gt;firelerini öne sürdü,&lt;br /&gt;bilerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hamleleri,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sırtında&lt;br /&gt;asılı&lt;br /&gt;durdu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;hep.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-400735411036300578?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/400735411036300578/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=400735411036300578' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/400735411036300578'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/400735411036300578'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/10/pusu.html' title='pusu'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-741698431567351730</id><published>2007-10-30T10:51:00.000-07:00</published><updated>2007-10-30T10:57:10.302-07:00</updated><title type='text'>bulamaç</title><content type='html'>oysa, elde var bir idi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-741698431567351730?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/741698431567351730/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=741698431567351730' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/741698431567351730'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/741698431567351730'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/10/bulama.html' title='bulamaç'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-5099692112028166779</id><published>2007-09-03T06:30:00.000-07:00</published><updated>2007-09-03T07:16:05.257-07:00</updated><title type='text'>iz</title><content type='html'>'siz benim küçük hazinemsiniz' diye sevdiği boncuklarını ipe dizerken önceki günden kalma yarasına dokundu bitişinğindeki parmağıyla, yanlışlıkla, boncuk hanım. önceki kocasından kalma aynanın bitişiğindeki kapının 'yuvarlak dünya' adını verdiği kapı deliğinden kocasına benzeyen bitişik dairedeki adamı her işe gidiş saatinde bir buluşma haliymiş gibi süslenip de izlerdi.  hayallere çok vakit ayırdığından mı yoksa yalnızlığının buna müsait olmasından mı boncuk hanım, kapısıyla aynasının arasında adım adım bir hayat yaşardı. hayalindeki adam ibaresini altüst eden kocasıyla kocaman bir adım attığı o ilk günü aynanın, kapı değil de pencere tarafına bakan köşesine iliştirmiş, ona göre gözetlemek olmayan rastlantı vakitlerinde, kocasına çok benzeyen bitişik daire adamını o fotoğrafa sığdırabilir miyim kabalığını gösterdiği o gün, kendine kızıp kafasına vurmak isterken, bir çocuk gibi, başındaki gözlüğü unutup elinin çarpmasıyla açılan yarayla, bir ceza gibi, ipe birer birer eklediği ve hayali bir buluşma vaktinde ona hediye edeceği boncuk kolyeyi, kocaman adımlarla yanına gidip, paramparça haliyle penceresinden dışarı attı. yanına kendini de eklemek istedi, ağlamakla yetindi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-5099692112028166779?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/5099692112028166779/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=5099692112028166779' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5099692112028166779'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/5099692112028166779'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/09/iz.html' title='iz'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3821327031957098434</id><published>2007-08-25T11:28:00.000-07:00</published><updated>2007-08-25T11:34:45.813-07:00</updated><title type='text'>külfet</title><content type='html'>eli kalemli&lt;br /&gt;azılı yazar&lt;br /&gt;kalemine yataklık eden kadından&lt;br /&gt;daha&lt;br /&gt;ne kadar&lt;br /&gt;medet umabilirdi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kadının verdiği;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'üst dudağı&lt;br /&gt;alttakinden&lt;br /&gt;daha&lt;br /&gt;büyüktü'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ifadesinden sonra?&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;her&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'dilimin ucunda'&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;diyen&lt;br /&gt;görgü tanığı ise&lt;br /&gt;mutlaka&lt;br /&gt;birşey biliyor&lt;br /&gt;mu&lt;br /&gt;demekti?&lt;br /&gt;.&lt;br /&gt;yazar&lt;br /&gt;sessizliğini bozdu&lt;br /&gt;,kayıtlara ölümü,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'dil sürçmesi'&lt;br /&gt;olarak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;geçti.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3821327031957098434?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3821327031957098434/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3821327031957098434' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3821327031957098434'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3821327031957098434'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/08/klfet.html' title='külfet'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-8441933392761096832</id><published>2007-08-14T06:21:00.000-07:00</published><updated>2007-08-14T06:23:32.006-07:00</updated><title type='text'>parantez içimdekiler</title><content type='html'>onda hala aklım bazen.&lt;br /&gt;adını unuttuğum filmin oynadığı salonda, adını bilmediğim bir kadının iki önündeydim.&lt;br /&gt;o gün, o filmin üç kez daha aynı salonda gösterilecek olmasındanmıydı oluşan garip tenha, yoksa herkes zaten filmi çoktan izlemişmiydi.&lt;br /&gt;aç karnına güvenip aldığı iki simitten tekini 'hiç ısırmadım bak . .' güvencesiyle ikram etmesi, sadece şaşkınlıktan reddetmem onu ve yine aynı halle elime bakı yarısı çoktan bitmiş suya ilişen gözümle işaret edip şişeyi 'susamışsındır belki . .' teklifimin havada kalması, dolu bir ağza denk gelmesinden belki de.&lt;br /&gt;yine aynı denklikte bitmeye yakın simidi tutan eliyle henüz açılmamış şişesini göstermesi bu ana kadar sarkan 'adı ne acaba?' merakımın bir ürünü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;minik anlara sıkışan kısa hikayelerde ufak pişmanlıklar yaşar insanlar.&lt;br /&gt;( not : yere susam dökmek yasaktır! )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-8441933392761096832?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/8441933392761096832/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=8441933392761096832' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8441933392761096832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/8441933392761096832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/08/parantez-iimdekiler.html' title='parantez içimdekiler'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3268138169927241540</id><published>2007-05-30T06:03:00.000-07:00</published><updated>2007-05-30T06:28:22.501-07:00</updated><title type='text'>``</title><content type='html'>aynı renkte onlarca gömlek aynı ipte&lt;br /&gt;ıslak&lt;br /&gt;ayrı renkte onlarca mandal aynı ipte&lt;br /&gt;dik&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3268138169927241540?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3268138169927241540/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3268138169927241540' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3268138169927241540'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3268138169927241540'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/05/blog-post.html' title='``'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-6437177058498239990</id><published>2007-05-13T05:08:00.000-07:00</published><updated>2007-05-13T05:31:14.952-07:00</updated><title type='text'>müco'm</title><content type='html'>anneme&lt;br /&gt;hiçbişey&lt;br /&gt;olmasın&lt;br /&gt;istiyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-6437177058498239990?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/6437177058498239990/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=6437177058498239990' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6437177058498239990'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/6437177058498239990'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/05/mcom.html' title='müco&apos;m'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-1082063501412947627</id><published>2007-05-05T16:26:00.000-07:00</published><updated>2007-05-05T17:02:44.868-07:00</updated><title type='text'>sual</title><content type='html'>unutup da döndüğün olmuştur. hatırlayıp da reflexvari küfrüne bulanan bir telaş yaşamışsındır elbette. saklandığın yerin seni ne kadar kapatacığına güvenmeden, seni arayanın yerine koyup kendini biraz da, ne kadarının göründüğüyle değil de bir yerinin görünüp görünmediğiyle ilgilenirsin istemeden. farkında olmadan önyargılar sunarsın, yine kendine, sözünün balla kesildiği anlara denk gelmesinden mi yoksa kafandaki baloncuğa göz dikenlerden korktuğun için mi, ne olur ne olmaz tedbir vakitlerinin birinde, kapı eşiğindeki kapının kapanmasına engel olan terlik gelir aklına.&lt;br /&gt;dışarda kalan kısmı ayağının, terlikten taşan topuğun, buluttan . . .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kalemi kaldırmadan, tek çizgiyle, çizebileceğin onca şey varken; elini bulaştırdığın boyaların sende bıraktıktığı izler kadar suçlu bulunursun yarım kalan resimlerinde. 30luk bir cetvel bulup, boyumu her 30u görüşümde, bittiği yere parağımı koyup cetveli yeni yerine yerleştirerek, 6 kere tekrarlayarak bunu hem, ölçmeye çalıştım. çabalamaktan bahsetmiyorum. denemek kastım. defalarca, anlam olarak sinir bozar. kısalmışım.&lt;br /&gt;arta kalan santimler, boyumu aşan, satılık . . .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-1082063501412947627?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/1082063501412947627/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=1082063501412947627' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1082063501412947627'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/1082063501412947627'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/05/sual.html' title='sual'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-7865793923932348944</id><published>2007-04-07T12:11:00.000-07:00</published><updated>2007-04-07T12:26:43.256-07:00</updated><title type='text'>sanki</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;uykularımın arkasını vuran rüyalar. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;yara yapan bir yüz. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;dokununca kırmızıya bulanan bir parmak. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;gövdesine asıldıkça çoğalan kırmızı(lar). &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bir hayat tamircisi. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sıradan. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;kapıda beni karşılayan yeni düşük yapmış bir kedi. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;düştüğü yerden kalkamayan. &lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;fahişeler için ansiklopediler yazıyorum. binlerce kitap ayıracı yağmaladım geçenlerde, binlerce renkte.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;sancılar için çözümler biriktiriyorum kendimce. taşmasın diye altını kısıyorum. her defasında bir iki anıyı leke yapmış buluyorum kendimde.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;bazen yanıtlarını merak ettiğinden değil de soru işaretine en yakın hangi kelimeyi getireceğini merak ettiğinden sorarsın sorularını. vurgu(n)da gizlidir, cevaplanmaya ihtiyaç duyulmayan vurgu(n).&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;alır götürür seni.&lt;/div&gt;&lt;div align="center"&gt;öyle,&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-7865793923932348944?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/7865793923932348944/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=7865793923932348944' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7865793923932348944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/7865793923932348944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/04/sanki.html' title='sanki'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3525592386914984826</id><published>2007-03-29T01:01:00.000-07:00</published><updated>2007-03-29T01:34:26.682-07:00</updated><title type='text'>başkalarının hayatları</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;fırında; yaşından büyük gösterdiğine emin oldugum, şapkasını başından hiç esirgemeyen, tezgahın arkasında duran amcayı ilk kez fırın dışında başka bi yerde gördüğüm kadar şaşırmadım dvd dükkanında; oğluyla birlikte çalışan, her girdiğimde boş cd alacagımı düşündüğünden adım gibi emin olduğum, güler yüzünü benden esirgemeyen, saçları erken beyazlamış diye düşündüğüm abiyi ilk kez dükkanın dışında başka bi yerde gördüğüm zaman.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;onların da beni ilk kez kendi dükkanlarının dışında gördüğünden emin değilim ama dvdci abinin selam verip, fırıncı amcanın selam vermemesine şaşırmadım. her defasında, alınan ekmeklerden sonra, para üstlerinde gecikme yaşayan, avcundaki bozukluklara yakın gözlüğüyle dibine kadar girip öyle bakan ve birçok kez uzattığı madenilerde hata yaptığını düşünüp tekrar saymamı sağlayan bir yaşlılık getirisi var gözlerinde. iyiye yorup, her alışverişimden sonra elimde ekmek torbasıyla zor açılan kapıyı diğer elimle açarken kolay gelsin deyişime 'iyi günler canım' samimiyetiyle karşılık aldığımdan bana selam vermesini beklemek hakkım sanırım. kendimden biliyorum uzağı görememenin sancılarını. kötüye yorup kendi portremi çiziyorum fırıncı amcayı silmeden, üstünden geçerek. o gün nereye gittiklerini bilmek isterdim. aralarında yaklaşık üç-dört dükkanlık mesafe olan, nerdeyse her gün önlerinden geçtiğim bu iki yabancının birbirini tanıyıp tanımadıklarını bilmiyorum ama garip bir şekilde üçümüz' ün hayaline bulaştım. (ben+fırıncı amca+dvdci abi) &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;neye eşit olursak olalım, sadece aynılarından bir iki cümleyle sınırlı bu ilişkiyi garipsiyorum. merakımı bir gün gizleyemezsem eğer kendimi diğerlerinin de başına gelebilecek şekilde fırıncı amca ve dvdci abinin arkasında onları takip ediyorken bulabilirim. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;o gün nereye gittklerini hala merak ediyorum...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3525592386914984826?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3525592386914984826/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3525592386914984826' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3525592386914984826'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3525592386914984826'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/03/bakalarnn-hayatlar.html' title='başkalarının hayatları'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-3843503052412260194</id><published>2007-03-02T05:18:00.000-08:00</published><updated>2007-03-02T05:38:47.501-08:00</updated><title type='text'>beş karış havada</title><content type='html'>kelimelerden harfler düşer bazen.&lt;br /&gt;bu,  yutkunmaya benzer insanlardaki.&lt;br /&gt;yuttuğun sesleri ya da düşürdüğün harfleri aramazsın hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sen hiç kendi sonunu hazırlayan cümle gördün mü&lt;br /&gt;ya da&lt;br /&gt;sonunu yadırgayan insan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-3843503052412260194?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/3843503052412260194/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=3843503052412260194' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3843503052412260194'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/3843503052412260194'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/03/be-kar-havada.html' title='beş karış havada'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-527135144888312053</id><published>2007-02-22T13:56:00.000-08:00</published><updated>2007-02-22T14:06:04.235-08:00</updated><title type='text'>son</title><content type='html'>yönetmenler en çok; filmin zamanını doldurmak için koydukları, susulan, çıtın bile çıkmadığı sahnelerde kullandılar beni. bütün filmlerimin en sessiz anlarında ben vardım. bir gün kendimin dublörü olabilir miyim diye düşündüm, konuşmayı beceremedim denediğimde.&lt;br /&gt;ben hayata film, kendime yönetmen dedim. belki de kendime film, hayata yönetmen deseydim alamadağım ödüllerin teşekkür konuşmalarında ilk kez sesim duyulabilirdi, ilk kez sesimi duyabilirdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bilemedim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-527135144888312053?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/527135144888312053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=527135144888312053' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/527135144888312053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/527135144888312053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2007/02/son.html' title='son'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-116344421554553400</id><published>2006-11-13T10:40:00.000-08:00</published><updated>2010-01-17T14:15:08.337-08:00</updated><title type='text'>düşerken</title><content type='html'>&lt;div align="center"&gt;düşerken büyür herşey,&lt;br /&gt;gittikçe de kısalır..&lt;br /&gt;yaklaştığını hissedince de&lt;br /&gt;korkarsın...&lt;br /&gt;aldatmacaların oyununa gelip,&lt;br /&gt;kandığın şeyler gibi,&lt;br /&gt;inanmanı sağlayan kareler&lt;br /&gt;hafızanda bir daha hiç değişmeyecek yer edinirler&lt;br /&gt;kendilerine.&lt;br /&gt;belki de&lt;br /&gt;ters tuttuğunda kendini,&lt;br /&gt;aslında orası düzdür.&lt;br /&gt;ne zaman denesem,&lt;br /&gt;bir orta yol bulamamaktan geliyorum.&lt;br /&gt;gittiğimin farkına varamadan hem de.. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-116344421554553400?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/116344421554553400/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=116344421554553400' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/116344421554553400'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/116344421554553400'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2006/11/derken.html' title='düşerken'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-115990282058957312</id><published>2006-10-03T12:11:00.000-07:00</published><updated>2006-10-03T12:13:40.606-07:00</updated><title type='text'>sır</title><content type='html'>altıma işediğim sabahlarda&lt;br /&gt;kağıda&lt;br /&gt;güneş çizersem&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;her&lt;br /&gt;şeyin&lt;br /&gt;düzeleceğini sanıyordum,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;epey küçükken!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-115990282058957312?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/115990282058957312/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=115990282058957312' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/115990282058957312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/115990282058957312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2006/10/sr.html' title='sır'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-115395638775722243</id><published>2006-07-26T15:53:00.000-07:00</published><updated>2006-07-26T16:26:27.843-07:00</updated><title type='text'>denge</title><content type='html'>ucundan ısırılmış&lt;br /&gt;biraz eksik kalmış ya da tam değil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;düştükçe bölünen,böldükçe çoğalan ya da..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sustukça artan&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;taş çomaklar&lt;br /&gt;sivri dilli sokak lambası&lt;br /&gt;yeni açmış anahtar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir bileni yok mu bu sokağın?&lt;br /&gt;zamandan haberdar..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ben ne zaman şimdi'yi ileri sürsem,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;kaybederim.&lt;br /&gt;hep&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-115395638775722243?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/115395638775722243/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=115395638775722243' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/115395638775722243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/115395638775722243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2006/07/denge.html' title='denge'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-18438769.post-113066726407011427</id><published>2005-10-30T01:20:00.000-08:00</published><updated>2005-10-30T02:14:24.076-08:00</updated><title type='text'>yüzleşme,</title><content type='html'>&lt;div align="left"&gt;renkler mi kelebeklere imrenir yoksa kelebekler mi renklere?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;fareler mi kovalar yoksa kediler mi kaçar?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;delilere mi yakışır fırça yoksa her renk beyaza mı çıkar?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;her darbede daha fazla azalmaz mı boya?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;                   &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;ya unuttuğunda geç kaldıysan geri dönmek için,&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;orda değilse...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;her nefeste çoğalmaz mı çarpılar?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;zamanında oluşmuş bir gölgenin içinde zamanın geçmesini beklemek.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;siyahın seyehati,&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;ve valizlerimizde takma tırnak izleri.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;her seferinde biraz daha yabancıyız aslında.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;biraz daha zıt.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;pencerenden sarkıttığın sepete konan seyler ne?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;ipi çekmezsen öğrenemezsin.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;korkak mısın?&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;boşver o zaman&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;bir çırpıda mahvet herşeyi.bir darbede in aşağı.&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;kendin gör. &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt;bu merdivenler de in in bitmiyor...&lt;/div&gt;&lt;div align="left"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/18438769-113066726407011427?l=tozasor.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://tozasor.blogspot.com/feeds/113066726407011427/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=18438769&amp;postID=113066726407011427' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/113066726407011427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/18438769/posts/default/113066726407011427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://tozasor.blogspot.com/2005/10/yzleme.html' title='yüzleşme,'/><author><name>Ergin Soyal</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15562083727829872664</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='32' height='32' src='http://www.iheartny.com/images/icons/radiohead.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
