annem bu gece adımı unuttu.
uykulu odaya girdi,yarısı dışarda,eninin
filmi durdurup noldu' dedim
ayy' dedi ve durdu,kımıldamadan
biraz doğrulup yattığım yerden
bir kez daha,noldu' dedim
ayy adını unuttum' dedi,gülerken ağlar gibi
panik.heyecan.
..ikimizde de
adımı söylemek aklıma gelmedi hem
hem de o bulsun istemedim
bekledim
bekledik
kahkaha.kahkaha
ergin söylesene adını' dedi
ağzım açık
annem hala yarısını içerde bırakmış
dikildiği yerden rüyadaymış gibi
uykusuna başkası sahipmiş
gibi
aman yatıyorum ben' dedi
giderayak
doğrulduğumla kaldım
bu gece adımı annem unuttu.
Friday, September 25, 2009
Friday, August 07, 2009
artık öğrenci değilim mastarı
-BU BİR BİTİRME KROŞESİDİR-

iskeletle başladı herşey.
çamura bulandı sonra.. sonra da alçıya kalıp oldu.
polyester döküldü kovadan boşalırcasına
rengi geldi, bitti.
rezervesi üstünde gelecekleri, gelmişlikleri de aynı ayırtılmışlığın tozuna bulanmış zaten. sıfat dükkanından içeri girdiğinde her ismin önüne konabilecek şeyler, albenisiyle raflarda, dimdik. herbirinde parmak izi.. deneme odalarına adanmış hayatlar.
boyunda yeşeren bir soru işareti, beyinde potluk yapar mı askının çengeli?
şimdi nerede olmak istesen, orda zaten olan birileri..
ASKIDA HAYAT - REZERVE
ne dersen de. ben öyle dedim bitirirken. boyumu aştı. sıcağın alnındaydım.
elimden tutanla, işin elinden tutanların yardımlarıyla elbet.. dört yılın sonunda bitiverdi.
evet bitirme işiydi. biterken bağırdım, bi tek o duymadı.
"en iyisi siz isminizi getirin, biz önünüzde duralım" dedim.

çamura bulandı sonra.. sonra da alçıya kalıp oldu.
polyester döküldü kovadan boşalırcasına
rengi geldi, bitti.rezervesi üstünde gelecekleri, gelmişlikleri de aynı ayırtılmışlığın tozuna bulanmış zaten. sıfat dükkanından içeri girdiğinde her ismin önüne konabilecek şeyler, albenisiyle raflarda, dimdik. herbirinde parmak izi.. deneme odalarına adanmış hayatlar.
boyunda yeşeren bir soru işareti, beyinde potluk yapar mı askının çengeli?
şimdi nerede olmak istesen, orda zaten olan birileri..
ASKIDA HAYAT - REZERVE
ne dersen de. ben öyle dedim bitirirken. boyumu aştı. sıcağın alnındaydım.
elimden tutanla, işin elinden tutanların yardımlarıyla elbet.. dört yılın sonunda bitiverdi.
evet bitirme işiydi. biterken bağırdım, bi tek o duymadı.
"en iyisi siz isminizi getirin, biz önünüzde duralım" dedim.
Sunday, May 17, 2009
solas
başka bir insan kokmaksa
yalnız olmamak,
kokusunu kendinden başka
bileni varla eş midir?
yalnızlığında,
yine canı insanın,
insan çeker.
yalnız olmamak,
kokusunu kendinden başka
bileni varla eş midir?
yalnızlığında,
yine canı insanın,
insan çeker.
Monday, March 23, 2009
Tuesday, March 03, 2009
intihar güzellemeri
enine katetikleri şehri
boyluyor kuşlar.
balkonundan
huy dökücü kremlerini yağmalayan
kadınlar,
eteklerinin altından gülümsüyor
şimdi.
ters şemsiyelerini
göğün,
acıtmayan
çiseleyen yağmur,
sektiği yerden düşerken,
kayboluyor.
yaşasın
yerini
yadırgayan
esas hayat.
boyluyor kuşlar.
balkonundan
huy dökücü kremlerini yağmalayan
kadınlar,
eteklerinin altından gülümsüyor
şimdi.
ters şemsiyelerini
göğün,
acıtmayan
çiseleyen yağmur,
sektiği yerden düşerken,
kayboluyor.
yaşasın
yerini
yadırgayan
esas hayat.
Saturday, February 14, 2009
mis bis
dilinin üstünde durabildiğini anlattı bana.
yere dil boyu kadar yakın, amuda kalkmış hali iki yana açılan kollarıyla dengede.
dilinin ucuna bakarken şaşıydı,
ancak şaşırmış biri buna benzeyebilirdi zaten.
öyle uzun da bir süre kalmadı. sürdürdüğü gariplik,
sanki perdeler kapandıktan sonra ancak bir salon dolusu alkışla
geri gelebilen sihirbazın, selam vermek için, gülümsemesine benziyordu.
iki yandaki gamzeleriyle dengede bir tebessüm.
ve makyajını aynaya bakmadan silen
tek el.
dengeyi kaybederken,
yüzü
elindeydi.
yere dil boyu kadar yakın, amuda kalkmış hali iki yana açılan kollarıyla dengede.
dilinin ucuna bakarken şaşıydı,
ancak şaşırmış biri buna benzeyebilirdi zaten.
öyle uzun da bir süre kalmadı. sürdürdüğü gariplik,
sanki perdeler kapandıktan sonra ancak bir salon dolusu alkışla
geri gelebilen sihirbazın, selam vermek için, gülümsemesine benziyordu.
iki yandaki gamzeleriyle dengede bir tebessüm.
ve makyajını aynaya bakmadan silen
tek el.
dengeyi kaybederken,
yüzü
elindeydi.
Saturday, December 13, 2008
r e s i t a l - ölme özgürlüğü
doğru ata oynayan elime gitti gözüm.
ipi göğüslerken tenimi acıtan birincilik, aklımda bugüne uzanan alkışları bıraktı sadece.
yanım, hiç tanımadığım, çiftini bulmaya bile üşeneceğim ellerle doluydu
ve her ayağıma takılan ses, kanlı yarışın harbi gibiydi.
start' ı veren adamı merak edip,
finish'e yaklaştığımızda, arkasına bakan önümdeki adam birinciliği bana kaptırmıştı.
önüne döndüğünde ise aramızdaki fark kapanacak cinsten değildi.
yorulduğumda, ben de, bükülüp dizlerimi tuttum.
dizime kan bulaştıran elim, kulvarıma bıraktığım ilk üç parmağımın iziyle şüpheliler listesine girmeyi başarmıştı;
yere yığılan, startı veren adamın
intiharından sonra.
ipi göğüslerken tenimi acıtan birincilik, aklımda bugüne uzanan alkışları bıraktı sadece.
yanım, hiç tanımadığım, çiftini bulmaya bile üşeneceğim ellerle doluydu
ve her ayağıma takılan ses, kanlı yarışın harbi gibiydi.
start' ı veren adamı merak edip,
finish'e yaklaştığımızda, arkasına bakan önümdeki adam birinciliği bana kaptırmıştı.
önüne döndüğünde ise aramızdaki fark kapanacak cinsten değildi.
yorulduğumda, ben de, bükülüp dizlerimi tuttum.
dizime kan bulaştıran elim, kulvarıma bıraktığım ilk üç parmağımın iziyle şüpheliler listesine girmeyi başarmıştı;
yere yığılan, startı veren adamın
intiharından sonra.
Tuesday, November 11, 2008
Sss
Spontane Sokağı Serisi
#kahve
" yeni bir ıstaka, saçın altında kör bir yara, kırık dişe giden bir dil "
üçlediği taşları altta; eksikleri ya da işine yaramayanları, kolay olsun diye atmak, üstte tutardı adam. sabah, sağ şakağında çıkan kocaman yara itmişti onu; o zamana kadar sağdan sola ayırdığı saçını, tersine taramayı. hiç de yadırgamadı soldan sağa gelen uzun, beyaz, yaşlı saçları. . .
ilk oyun kaybedildi. taşlar karıştırılırken saçını merak etti . . . tuvalete gitti. altındaki yarayı unuturcasına halinden memnundu adam. aynaya bir tebessüm bıraktı. döndüğünde ise okey belliydi ve elindeki 15 taşı, birini elinde bırakıp, altta sağa doğru yasladı. dilini hiç çekmeden, üst çene sağ en arkadaki kırık diş boşluğundan; üçledikçe taşları, ıstakada, yukarı çıkarmaya başladı.
teke düşmesine, yarasının kaşınması; bitmesine ise dilini ısırması eşlik etti.
masadaki kimsenin ne yaradan, ne de kırık dişinden haberi vardı. ne boşlukta dans eden dilini biliyorlardı, ne de yönünü yadırgamayan saçlarının farkında. . .
kendini yenileyemeyen yarasına ve boşluğu dolduramayan dişine güvenip, alttan yukarı çıkardığı perleriyle zaferler kazandı adam,
günlerce dilini ısırdı.
#kahve
" yeni bir ıstaka, saçın altında kör bir yara, kırık dişe giden bir dil "
üçlediği taşları altta; eksikleri ya da işine yaramayanları, kolay olsun diye atmak, üstte tutardı adam. sabah, sağ şakağında çıkan kocaman yara itmişti onu; o zamana kadar sağdan sola ayırdığı saçını, tersine taramayı. hiç de yadırgamadı soldan sağa gelen uzun, beyaz, yaşlı saçları. . .
ilk oyun kaybedildi. taşlar karıştırılırken saçını merak etti . . . tuvalete gitti. altındaki yarayı unuturcasına halinden memnundu adam. aynaya bir tebessüm bıraktı. döndüğünde ise okey belliydi ve elindeki 15 taşı, birini elinde bırakıp, altta sağa doğru yasladı. dilini hiç çekmeden, üst çene sağ en arkadaki kırık diş boşluğundan; üçledikçe taşları, ıstakada, yukarı çıkarmaya başladı.
teke düşmesine, yarasının kaşınması; bitmesine ise dilini ısırması eşlik etti.
masadaki kimsenin ne yaradan, ne de kırık dişinden haberi vardı. ne boşlukta dans eden dilini biliyorlardı, ne de yönünü yadırgamayan saçlarının farkında. . .
kendini yenileyemeyen yarasına ve boşluğu dolduramayan dişine güvenip, alttan yukarı çıkardığı perleriyle zaferler kazandı adam,
günlerce dilini ısırdı.
Thursday, October 16, 2008
sSs
Spontane Sokağı Serisi
#durak
yaşadığı kasaba gibi küçük dükkanından sayılacak kadar az adım atıp yolun karşısına geçti. çok değil bir kaç hafta önce dönüşe kapatılan ve tek yöne düşen yolda, karşıdan karşıya geçerken, gündelik alışkanlığına yenik düşüp soluna da baktı adam. giden arabalar gördü.. sırtındaki numaradan kaçırdığı otobüsün o olduğunu anlaması uzun sürmedi.
kadın : "en çok hangi renkte perde satıyorsunuz?"
korna sesine denk geldi.
adam : "efendim?"
#durak
yaşadığı kasaba gibi küçük dükkanından sayılacak kadar az adım atıp yolun karşısına geçti. çok değil bir kaç hafta önce dönüşe kapatılan ve tek yöne düşen yolda, karşıdan karşıya geçerken, gündelik alışkanlığına yenik düşüp soluna da baktı adam. giden arabalar gördü.. sırtındaki numaradan kaçırdığı otobüsün o olduğunu anlaması uzun sürmedi.
kadın : "en çok hangi renkte perde satıyorsunuz?"
korna sesine denk geldi.
adam : "efendim?"
Monday, August 18, 2008
flu
kabuğundan kurtulmuş çekirdek kadar büyük değil, yağmur yeni dinmişken, camda duraksayan damlalardan bile küçük pencere kenarı yolcusuna eşlik eden böcek.. ufak adımlarına inat hızla uzadı, kararan havada, dik bir şekilde. her baş aşağı düşüşü öncesinde katil işaret parmağı engeline hayır diye bağıramadığından değil de, müsait olmayışından halinin, boyun eğdi. vazgeçmemekmiş aklından geçirdiği. dönüp kalktı. dönüp kalktı. dönüp ... tekrar düştü. düşürüldü hem. tekrarlandıkça çoğaldığı gibi düştükçe de azaldı gücü. 'çek vur beni' gibi baktığını sandı. işaret edemedi kendini. parmak oralı bile olmamışken şiddetini arttıran yağmura denk geldi fren sesi. yolda bıraktığı izden otobüsün, belki daha uzun bir yoldu; sürüklenirken böcek, gittiği yolun istemeden izini de sürdü. dönüşüne, kaybolmamak adına, istemeden de olsa, insanlar bıraktı
ikişerli
yan yana
ve arka arkaya
ikişerli
yan yana
ve arka arkaya
Saturday, July 05, 2008
adisyon
hadi gel külahları değişelim
sen beni takdim et
ben seni takdir ediyim
bu potluk da neyin nesi demeden
ağzımızdaki baklaları değişelim
sen beni takdim et
ben seni takdir ediyim
bu potluk da neyin nesi demeden
ağzımızdaki baklaları değişelim
Saturday, June 07, 2008
malum
kulak arkasıyken
birden
tabanında hal değiştiren
yüzler yüzünden
asılan
ya da katlanıp kutulanan yüzün,
hiç olmadığı kadar asık
bugün.
bak demeyi unutur bazen ayna.
köşesine sıkışmış bir yüz,
hatırlatmayı,
sıkıştırılmadığı için aksatır bazen.
izler her haliyle
ne demeli
masum değiller
yeniden.
birden
tabanında hal değiştiren
yüzler yüzünden
asılan
ya da katlanıp kutulanan yüzün,
hiç olmadığı kadar asık
bugün.
bak demeyi unutur bazen ayna.
köşesine sıkışmış bir yüz,
hatırlatmayı,
sıkıştırılmadığı için aksatır bazen.
izler her haliyle
ne demeli
masum değiller
yeniden.
Sunday, December 30, 2007
i r o n i
güneş,
doğmadan önce
söz vermiş
'karanlığa kalmam'
diye.
sözünü
tutamayınca
da
'öylece'
batıvermiş.
doğmadan önce
söz vermiş
'karanlığa kalmam'
diye.
sözünü
tutamayınca
da
'öylece'
batıvermiş.
Thursday, December 06, 2007
joker
adamakıllı her susuşunda kulaklarını çınlatan şey, o eski aşk üçgeninin büyük kenarıydı. kalemini kaldırmadan devam ettiği dilimde hayat; onların payına yaşadıklarıyla doğru orantılı açılar geriyordu ve ister istemez büyük açıların karşısına büyük kenarlar yerleşiyordu. üçünün de isimlerinin baş harfi farklıydı ve her ikili buluşmadan farklı bir anlam çıkarıyordu zaman. hayatla kalem arasında bir boşluk doğduğu zaman ise herkes köşesinde endişe halinde eşittir işaretinin varlığından bir haber sorguluyorlardı kendilerini.mesafeler önemli mi? ilk önce sağına sonra çok çevirmeden başını yukarı baktı. emin olana kadar bunu defalarca tekrarladı. bir elinde büyüktür işareti, diğerinde ise parmaklarına doladığı eşittir...
aklında, bir noktayla oluşabileceği bir yamuk ya da olası cesaretinin meyvesi bir doğru vardı. parmaklarından aynısından iki çizgiyi sökmek
zor olsa da
en azından bir eli
boş
kalacaktı .
(bundan sonra)
aklında, bir noktayla oluşabileceği bir yamuk ya da olası cesaretinin meyvesi bir doğru vardı. parmaklarından aynısından iki çizgiyi sökmek
zor olsa da
en azından bir eli
boş
kalacaktı .
(bundan sonra)
Thursday, November 29, 2007
sereserpe
uzun kahverengi pardüsosü, kahvelerin yataklık ettiği sigara dumanı sarılığında bıyıkları, favorilerinden saç traşı gelmiş haliyle gidiş yönüne ters, tekli koltukta sırtını tramvaya yaslamış, diğerlerinden ayrı duran bir adamdı o. sol eliyle hem henüz ıslanmamış siyah şemsiyesini, hem de üstünde yasemin çetin yazan, içinde film olduğu üstündeki hastane ve radyoloji ibarelerinden kendini ele veren ama yasemin çetinin o adamın nesi olduğunu belli etmeyen torbasını, sağ eliyle de sadece iki parmağını kullanarak günün boş vakitlerine alet ettiği tespihini tutuyordu. yolculuğa eşlik eden kadın sesine aldırış etmeyen adam; ardışık durakları es geçip uzağa bulaşırken, dalıp gittiği yerden de kurtulamamışken daha, elindeki torba kayıverdi ve yerini yadırgayan film, gelişigüzel bir şekilde ayaklar altına serildi. iki kişi eğildi onunla birlikte düşmesini değil de en azından kirlenmesini engellemek için, içindekinin ne olduğunu bilmeden... biri, tramvaya bindiği anda adamın onca teşekkürüne rağmen yerini veren plastik topunu torbaya koymuş çocuk; diğeri de, bir eliyle adamın koltuğuna tutunan öbür eliyle de misafirlikte işe yarayan, evden götürülen terliklerin bulunduğu torbayı tutan kadındı. günün alakasız bir vaktinde bu sıradan hayatların sahibi olan üç insanı ilk ve son kez biraraya getiren olay bir filmdi.
adam tespihini, çocuk topunu, kadın da terliğini feda etti filme uzanmak için.
yasemin çetin ise, uzandığı yerden, siyah üzerine gri tonunda bir kalp bıraktı geriye.
sereserpe .
adam tespihini, çocuk topunu, kadın da terliğini feda etti filme uzanmak için.
yasemin çetin ise, uzandığı yerden, siyah üzerine gri tonunda bir kalp bıraktı geriye.
sereserpe .
Saturday, November 17, 2007
ayın tanrısı -kasım
eğilip çok bükülmeden,
ismini sağ alta işlemeden önce,
koyup resmini soğuk zemine,
bir adım geri gitmeli.
kadehte durmayan
zıkkım rumuzlu geceye bilenip,
kendine değdirmeli
sivri ucunu
sarhoş halinin.
yetti de arttı.
bil bakalım neler taştı?
ismini sağ alta işlemeden önce,
koyup resmini soğuk zemine,
bir adım geri gitmeli.
kadehte durmayan
zıkkım rumuzlu geceye bilenip,
kendine değdirmeli
sivri ucunu
sarhoş halinin.
yetti de arttı.
bil bakalım neler taştı?
Tuesday, October 30, 2007
pusu
kaybolur diye sakladığı herşeyin
yerini ararken,
kendi kaybolur düşüncesiyle,
kaybolmamak adına;
geriye
kaybolsa da umrunda olmayacağı
an'lar bıraktı.
dönerken,
siftahlık izleri takip etmek
yerine
kaybetmeyi göze alırcasına
firelerini öne sürdü,
bilerek.
hamleleri,
sırtında
asılı
durdu
hep.
yerini ararken,
kendi kaybolur düşüncesiyle,
kaybolmamak adına;
geriye
kaybolsa da umrunda olmayacağı
an'lar bıraktı.
dönerken,
siftahlık izleri takip etmek
yerine
kaybetmeyi göze alırcasına
firelerini öne sürdü,
bilerek.
hamleleri,
sırtında
asılı
durdu
hep.
Monday, September 03, 2007
iz
'siz benim küçük hazinemsiniz' diye sevdiği boncuklarını ipe dizerken önceki günden kalma yarasına dokundu bitişinğindeki parmağıyla, yanlışlıkla, boncuk hanım. önceki kocasından kalma aynanın bitişiğindeki kapının 'yuvarlak dünya' adını verdiği kapı deliğinden kocasına benzeyen bitişik dairedeki adamı her işe gidiş saatinde bir buluşma haliymiş gibi süslenip de izlerdi. hayallere çok vakit ayırdığından mı yoksa yalnızlığının buna müsait olmasından mı boncuk hanım, kapısıyla aynasının arasında adım adım bir hayat yaşardı. hayalindeki adam ibaresini altüst eden kocasıyla kocaman bir adım attığı o ilk günü aynanın, kapı değil de pencere tarafına bakan köşesine iliştirmiş, ona göre gözetlemek olmayan rastlantı vakitlerinde, kocasına çok benzeyen bitişik daire adamını o fotoğrafa sığdırabilir miyim kabalığını gösterdiği o gün, kendine kızıp kafasına vurmak isterken, bir çocuk gibi, başındaki gözlüğü unutup elinin çarpmasıyla açılan yarayla, bir ceza gibi, ipe birer birer eklediği ve hayali bir buluşma vaktinde ona hediye edeceği boncuk kolyeyi, kocaman adımlarla yanına gidip, paramparça haliyle penceresinden dışarı attı. yanına kendini de eklemek istedi, ağlamakla yetindi.
Saturday, August 25, 2007
külfet
eli kalemli
azılı yazar
kalemine yataklık eden kadından
daha
ne kadar
medet umabilirdi,
kadının verdiği;
'üst dudağı
alttakinden
daha
büyüktü'
ifadesinden sonra?
.
her
'dilimin ucunda'
diyen
görgü tanığı ise
mutlaka
birşey biliyor
mu
demekti?
.
yazar
sessizliğini bozdu
,kayıtlara ölümü,
'dil sürçmesi'
olarak
geçti.
azılı yazar
kalemine yataklık eden kadından
daha
ne kadar
medet umabilirdi,
kadının verdiği;
'üst dudağı
alttakinden
daha
büyüktü'
ifadesinden sonra?
.
her
'dilimin ucunda'
diyen
görgü tanığı ise
mutlaka
birşey biliyor
mu
demekti?
.
yazar
sessizliğini bozdu
,kayıtlara ölümü,
'dil sürçmesi'
olarak
geçti.
Tuesday, August 14, 2007
parantez içimdekiler
onda hala aklım bazen.
adını unuttuğum filmin oynadığı salonda, adını bilmediğim bir kadının iki önündeydim.
o gün, o filmin üç kez daha aynı salonda gösterilecek olmasındanmıydı oluşan garip tenha, yoksa herkes zaten filmi çoktan izlemişmiydi.
aç karnına güvenip aldığı iki simitten tekini 'hiç ısırmadım bak . .' güvencesiyle ikram etmesi, sadece şaşkınlıktan reddetmem onu ve yine aynı halle elime bakı yarısı çoktan bitmiş suya ilişen gözümle işaret edip şişeyi 'susamışsındır belki . .' teklifimin havada kalması, dolu bir ağza denk gelmesinden belki de.
yine aynı denklikte bitmeye yakın simidi tutan eliyle henüz açılmamış şişesini göstermesi bu ana kadar sarkan 'adı ne acaba?' merakımın bir ürünü.
minik anlara sıkışan kısa hikayelerde ufak pişmanlıklar yaşar insanlar.
( not : yere susam dökmek yasaktır! )
adını unuttuğum filmin oynadığı salonda, adını bilmediğim bir kadının iki önündeydim.
o gün, o filmin üç kez daha aynı salonda gösterilecek olmasındanmıydı oluşan garip tenha, yoksa herkes zaten filmi çoktan izlemişmiydi.
aç karnına güvenip aldığı iki simitten tekini 'hiç ısırmadım bak . .' güvencesiyle ikram etmesi, sadece şaşkınlıktan reddetmem onu ve yine aynı halle elime bakı yarısı çoktan bitmiş suya ilişen gözümle işaret edip şişeyi 'susamışsındır belki . .' teklifimin havada kalması, dolu bir ağza denk gelmesinden belki de.
yine aynı denklikte bitmeye yakın simidi tutan eliyle henüz açılmamış şişesini göstermesi bu ana kadar sarkan 'adı ne acaba?' merakımın bir ürünü.
minik anlara sıkışan kısa hikayelerde ufak pişmanlıklar yaşar insanlar.
( not : yere susam dökmek yasaktır! )
Thursday, August 02, 2007
3 korner 1 penaltı - oyunlarla büyümek
başımıza gelen en güzel şeydir çocukluk. garip bir vaka olan şu hayatın ta en başında durması çocukluğun, hem tadını ilk önce almak kadar güzel hem de hatırlayamayacak kadar büyümek gibi çirkin. ama kocaman bir tabağı süsleyen anne yemeklerinin en lezzetlisini sona bırakmaz mı eli çatal tutan çocukluğumuz? tersten yaşamak hayatı o tabaktakileri lezzet sırasına koymak kadar zor mudur acaba? hayata yürüyerek başlamak, kocaman ellerle ve fikirlerle . . . kapatırken de perdeyi yorulmuşcasına, ayakta duramamak ve ağlamak dışında susmak . . .
başımızdan geçen en güzel şeydir aslında çocukluğumuz. çocukken kornere çıkan her top penaltıya biraz daha yaklaşmak gibi heyecan verici, yüzleşmeye her seferinde bir yaklaşmak. duvarına tebeşirle gelişi güzel çizilmiş, yamuk yumuk kalende sen, üç kornerin bir penaltıya tercih edildiği (?) büyüme noktasına koyduğun topun başında yine sen. her seferinde topu dışarı atmak çocuk kalabilmek için yeterli midir ya da topu kendine nişanlamak büyümeye hazır olduğunun göstergesi midir? peki ya gol sevinci . . . ?
sen ister vururken topun üstüne basıp düş, ister kurtarmaya çalışırken top elinden kayıp ağlarla buluşsun; büyümek, biriken kornerlerden sonra başına geçeceğin penaltı çizgisinin kaleden biraz daha uzaklaşması demektir.
başımızdan geçen en güzel şeydir aslında çocukluğumuz. çocukken kornere çıkan her top penaltıya biraz daha yaklaşmak gibi heyecan verici, yüzleşmeye her seferinde bir yaklaşmak. duvarına tebeşirle gelişi güzel çizilmiş, yamuk yumuk kalende sen, üç kornerin bir penaltıya tercih edildiği (?) büyüme noktasına koyduğun topun başında yine sen. her seferinde topu dışarı atmak çocuk kalabilmek için yeterli midir ya da topu kendine nişanlamak büyümeye hazır olduğunun göstergesi midir? peki ya gol sevinci . . . ?
sen ister vururken topun üstüne basıp düş, ister kurtarmaya çalışırken top elinden kayıp ağlarla buluşsun; büyümek, biriken kornerlerden sonra başına geçeceğin penaltı çizgisinin kaleden biraz daha uzaklaşması demektir.
Tuesday, June 19, 2007
dün-bugün merak-oyun
gecesinde merak edersin bazen ertesi günün sabahında kuracağın ilk cümleyi ya da ilk kelimeni.
kime?
ne diye?
bu saatler alır bazen uyandıktan çok sonraya denk gelebilir. sanal alemdekilerle yazışmaların sayılmaz, evden de cıkmazsan, telefonun çalmaz, uğrayanın olmazsa ya da, kapıcı düşmezse çöp veya aidat diye kapına, en önemlisi aynada kendini görmediysen; ağzından çıkacak ilk cümleni daha çok merak edersin zamanla. tahmin etmece oyununa dönüşür belki sessizlik çoğaldıkça, oyunbozanlık yapıp 'ee yeter işkenceye dönüştü beee. . .' dersin belki. önceki günün gecesinde yatarken kurduğun 'günün ilk cümlesi' merakını böyle saçma bi cümle gideremez elbette. ev arkadaşına 'günaydın' demen de güzel bir başlangıç değildir bence. hele telefonun çalmışsa 'alo' ya da 'efendim' berbattır ilk kelime için. kapıcıyla olan münasebetini saymıyorum bile ki idris amcanın dediklerini anlayabilmiş biri değilken ona, onu anladığıma dair bi cümle kurmam günün ilk sesli düşüncesi anlamına gelir ve bu moralimi bile bozabilir ilerleyen saatlerde. hayır iyi adam ama . . .(neyse)
.
.
sanmıyorum ki kimse gece yatmadan önce hatırlamıyodur bugünkü ilk cümlem neydi diye?
yine sanmam ama merak ediyorum merak eden var mıdır yarınki ilk cümlem ne olacak diye?
ilk cümlesine hatta ilk kelimesine özen göstermek ne kadar doğal bir davranış şeklidir ya da bu bir davranış şekli midir?
oyun haline getirdiysen, davranıştan çok şekillendirme çabasıdır. dikkatli olup susmak oyunun kuralı olmamalı kesinlikle. biraz da gidişatına bırakıp halini, elini dilinden çekmelisin belki de.
ilki güzel olan bol cümleli günler diliyorum dili olan herkese.
.)
kime?
ne diye?
bu saatler alır bazen uyandıktan çok sonraya denk gelebilir. sanal alemdekilerle yazışmaların sayılmaz, evden de cıkmazsan, telefonun çalmaz, uğrayanın olmazsa ya da, kapıcı düşmezse çöp veya aidat diye kapına, en önemlisi aynada kendini görmediysen; ağzından çıkacak ilk cümleni daha çok merak edersin zamanla. tahmin etmece oyununa dönüşür belki sessizlik çoğaldıkça, oyunbozanlık yapıp 'ee yeter işkenceye dönüştü beee. . .' dersin belki. önceki günün gecesinde yatarken kurduğun 'günün ilk cümlesi' merakını böyle saçma bi cümle gideremez elbette. ev arkadaşına 'günaydın' demen de güzel bir başlangıç değildir bence. hele telefonun çalmışsa 'alo' ya da 'efendim' berbattır ilk kelime için. kapıcıyla olan münasebetini saymıyorum bile ki idris amcanın dediklerini anlayabilmiş biri değilken ona, onu anladığıma dair bi cümle kurmam günün ilk sesli düşüncesi anlamına gelir ve bu moralimi bile bozabilir ilerleyen saatlerde. hayır iyi adam ama . . .(neyse)
.
.
sanmıyorum ki kimse gece yatmadan önce hatırlamıyodur bugünkü ilk cümlem neydi diye?
yine sanmam ama merak ediyorum merak eden var mıdır yarınki ilk cümlem ne olacak diye?
ilk cümlesine hatta ilk kelimesine özen göstermek ne kadar doğal bir davranış şeklidir ya da bu bir davranış şekli midir?
oyun haline getirdiysen, davranıştan çok şekillendirme çabasıdır. dikkatli olup susmak oyunun kuralı olmamalı kesinlikle. biraz da gidişatına bırakıp halini, elini dilinden çekmelisin belki de.
ilki güzel olan bol cümleli günler diliyorum dili olan herkese.
.)
Thursday, June 07, 2007
top yuvarlak
yemyeşil bi sahanın yanından geçerken uzatmalarda gol olmayan bi maçın penaltı atışlarına denk geldim. yaşça diğerlerine göre büyük olduğunu kelliğinden anladığım 7 numaralı adam turuncular adına bi gol attı ama durumu kaç kaç yaptı hiçbir fikrim yok. zaten merak da etmedim ama penaltılara giden bi maçın yanından geçiyo olmam garibime gitti.
gerçekten.
sen hiç böyle ciddi ciddi formalarıyla maç yapan iki takımın penaltı atışlarına şahit oldun mu?
gerçekten.
sen hiç böyle ciddi ciddi formalarıyla maç yapan iki takımın penaltı atışlarına şahit oldun mu?
Thursday, May 31, 2007
La Haine

5
00:00:38,150 --> 00:00:40,618
Bu film, yapım sırasında
ölenlere adanmıştır...
6
00:00:44,630 --> 00:00:47,906
50 katlık bir binadan
düşen adamın hikayesidir.
7
00:00:48,790 --> 00:00:50,860
Her katta kendini...
8
00:00:51,030 --> 00:00:53,339
...rahatlatmak için
şunu demiş içinden:
9
00:00:54,230 --> 00:00:56,141
"Şimdiye kadar her şey yolunda."
10
00:00:56,710 --> 00:00:58,701
"Şimdiye kadar her şey yolunda."
11
00:01:02,910 --> 00:01:05,026
Önemli olan düşüş değil.
12
00:01:06,710 --> 00:01:08,109
Yere iniştir...
00:00:38,150 --> 00:00:40,618
Bu film, yapım sırasında
ölenlere adanmıştır...
6
00:00:44,630 --> 00:00:47,906
50 katlık bir binadan
düşen adamın hikayesidir.
7
00:00:48,790 --> 00:00:50,860
Her katta kendini...
8
00:00:51,030 --> 00:00:53,339
...rahatlatmak için
şunu demiş içinden:
9
00:00:54,230 --> 00:00:56,141
"Şimdiye kadar her şey yolunda."
10
00:00:56,710 --> 00:00:58,701
"Şimdiye kadar her şey yolunda."
11
00:01:02,910 --> 00:01:05,026
Önemli olan düşüş değil.
12
00:01:06,710 --> 00:01:08,109
Yere iniştir...
Wednesday, May 30, 2007
Wednesday, May 23, 2007
yeşil
sorduğu sorulara, yanında oturan kadının, yüzüne bakarak cevap verdiğinden ister istemez yüzündeki bantlara takıldığını düşünüp kadın, bu sefer o dönerek, çocuğun olası merakını gidermek istedi.
- yüzümdeki şeyleri merak ediyosan...
- a evet.
- alerji
- neye?
- yeşile
- nasıl yani?
- bahar işte.yaz geldi hatta.nefes bile alamıyorum bazen.
- yeşil giymemişim bugün iyki.
- yok o kadar değil.
- bantın altındakini merak ediyorum.
- gereksiz. boşver. aslında ilk önce ameliyat dediler...
- alerji ameliyatla...
- burnumda bişeyler çıktı alerji sonunda yeşilin katkılarıyla tıkıyo burnumu. onu önlemek için.bi arkadaşım akupunkturu önerdi ona gidiyorum bu aralar. seasnların bendeki anıları bantın altındakiler.
çocuk kadını hiç dinlemedi.
bunu bilerek yapmadı ama yeşile alerji olan bir vücudun yüzdeki etkilerini önlemek için yapılan akupunkturun izleri, kocaman bir merak uyandırdı onda.
esas bantların yeşil olması kadının yalan söylüyo olabileceği konusunda çocuğa bir sürü gerekçe sundu.
gittikçe hayalinde şekillenen bir hal almışken bu saçmalık, ki sıkılmış ve sonlanmasını istiyorken, zaman kazanmak için izin isteyip kadından; koridora, sigara içmeye gideceğini söyledi.
kadın, sağ burun deliğine yakın olan bantı bastırıp düzelterek, kafasını salladı.
'bu ne demek şimdi, dilin yok mu senin!' dedi kadına.
yüzünün yarısını kapatan bir duvar, sağ profil görünen kısmı.
ilkinde yanmayan çakmak, ikincisiyle eş zamanda bir küfür.
içinde biriktirdiği cümleleri arada kalan duvardan yüzünün yarısı gözüken kadına bir bir söyledi.
bu kadar merak uyandıran bi kadını nasıl halt edebilirim diye ekledi en sonunda.
bitmeye yakın sigarası,
halinden kurtulmak için biraz da,
aklına bir fikir getirdi.
gitti.
- yüzümdeki şeyleri merak ediyosan...
- a evet.
- alerji
- neye?
- yeşile
- nasıl yani?
- bahar işte.yaz geldi hatta.nefes bile alamıyorum bazen.
- yeşil giymemişim bugün iyki.
- yok o kadar değil.
- bantın altındakini merak ediyorum.
- gereksiz. boşver. aslında ilk önce ameliyat dediler...
- alerji ameliyatla...
- burnumda bişeyler çıktı alerji sonunda yeşilin katkılarıyla tıkıyo burnumu. onu önlemek için.bi arkadaşım akupunkturu önerdi ona gidiyorum bu aralar. seasnların bendeki anıları bantın altındakiler.
çocuk kadını hiç dinlemedi.
bunu bilerek yapmadı ama yeşile alerji olan bir vücudun yüzdeki etkilerini önlemek için yapılan akupunkturun izleri, kocaman bir merak uyandırdı onda.
esas bantların yeşil olması kadının yalan söylüyo olabileceği konusunda çocuğa bir sürü gerekçe sundu.
gittikçe hayalinde şekillenen bir hal almışken bu saçmalık, ki sıkılmış ve sonlanmasını istiyorken, zaman kazanmak için izin isteyip kadından; koridora, sigara içmeye gideceğini söyledi.
kadın, sağ burun deliğine yakın olan bantı bastırıp düzelterek, kafasını salladı.
'bu ne demek şimdi, dilin yok mu senin!' dedi kadına.
yüzünün yarısını kapatan bir duvar, sağ profil görünen kısmı.
ilkinde yanmayan çakmak, ikincisiyle eş zamanda bir küfür.
içinde biriktirdiği cümleleri arada kalan duvardan yüzünün yarısı gözüken kadına bir bir söyledi.
bu kadar merak uyandıran bi kadını nasıl halt edebilirim diye ekledi en sonunda.
bitmeye yakın sigarası,
halinden kurtulmak için biraz da,
aklına bir fikir getirdi.
gitti.
Sunday, May 13, 2007
Saturday, May 05, 2007
sual
unutup da döndüğün olmuştur. hatırlayıp da reflexvari küfrüne bulanan bir telaş yaşamışsındır elbette. saklandığın yerin seni ne kadar kapatacığına güvenmeden, seni arayanın yerine koyup kendini biraz da, ne kadarının göründüğüyle değil de bir yerinin görünüp görünmediğiyle ilgilenirsin istemeden. farkında olmadan önyargılar sunarsın, yine kendine, sözünün balla kesildiği anlara denk gelmesinden mi yoksa kafandaki baloncuğa göz dikenlerden korktuğun için mi, ne olur ne olmaz tedbir vakitlerinin birinde, kapı eşiğindeki kapının kapanmasına engel olan terlik gelir aklına.
dışarda kalan kısmı ayağının, terlikten taşan topuğun, buluttan . . .
kalemi kaldırmadan, tek çizgiyle, çizebileceğin onca şey varken; elini bulaştırdığın boyaların sende bıraktıktığı izler kadar suçlu bulunursun yarım kalan resimlerinde. 30luk bir cetvel bulup, boyumu her 30u görüşümde, bittiği yere parağımı koyup cetveli yeni yerine yerleştirerek, 6 kere tekrarlayarak bunu hem, ölçmeye çalıştım. çabalamaktan bahsetmiyorum. denemek kastım. defalarca, anlam olarak sinir bozar. kısalmışım.
arta kalan santimler, boyumu aşan, satılık . . .
dışarda kalan kısmı ayağının, terlikten taşan topuğun, buluttan . . .
kalemi kaldırmadan, tek çizgiyle, çizebileceğin onca şey varken; elini bulaştırdığın boyaların sende bıraktıktığı izler kadar suçlu bulunursun yarım kalan resimlerinde. 30luk bir cetvel bulup, boyumu her 30u görüşümde, bittiği yere parağımı koyup cetveli yeni yerine yerleştirerek, 6 kere tekrarlayarak bunu hem, ölçmeye çalıştım. çabalamaktan bahsetmiyorum. denemek kastım. defalarca, anlam olarak sinir bozar. kısalmışım.
arta kalan santimler, boyumu aşan, satılık . . .
Saturday, April 07, 2007
sanki
uykularımın arkasını vuran rüyalar.
yara yapan bir yüz.
dokununca kırmızıya bulanan bir parmak.
gövdesine asıldıkça çoğalan kırmızı(lar).
bir hayat tamircisi.
sıradan.
kapıda beni karşılayan yeni düşük yapmış bir kedi.
düştüğü yerden kalkamayan.
fahişeler için ansiklopediler yazıyorum. binlerce kitap ayıracı yağmaladım geçenlerde, binlerce renkte.
sancılar için çözümler biriktiriyorum kendimce. taşmasın diye altını kısıyorum. her defasında bir iki anıyı leke yapmış buluyorum kendimde.
bazen yanıtlarını merak ettiğinden değil de soru işaretine en yakın hangi kelimeyi getireceğini merak ettiğinden sorarsın sorularını. vurgu(n)da gizlidir, cevaplanmaya ihtiyaç duyulmayan vurgu(n).
alır götürür seni.
öyle,
Thursday, March 29, 2007
başkalarının hayatları
fırında; yaşından büyük gösterdiğine emin oldugum, şapkasını başından hiç esirgemeyen, tezgahın arkasında duran amcayı ilk kez fırın dışında başka bi yerde gördüğüm kadar şaşırmadım dvd dükkanında; oğluyla birlikte çalışan, her girdiğimde boş cd alacagımı düşündüğünden adım gibi emin olduğum, güler yüzünü benden esirgemeyen, saçları erken beyazlamış diye düşündüğüm abiyi ilk kez dükkanın dışında başka bi yerde gördüğüm zaman.
onların da beni ilk kez kendi dükkanlarının dışında gördüğünden emin değilim ama dvdci abinin selam verip, fırıncı amcanın selam vermemesine şaşırmadım. her defasında, alınan ekmeklerden sonra, para üstlerinde gecikme yaşayan, avcundaki bozukluklara yakın gözlüğüyle dibine kadar girip öyle bakan ve birçok kez uzattığı madenilerde hata yaptığını düşünüp tekrar saymamı sağlayan bir yaşlılık getirisi var gözlerinde. iyiye yorup, her alışverişimden sonra elimde ekmek torbasıyla zor açılan kapıyı diğer elimle açarken kolay gelsin deyişime 'iyi günler canım' samimiyetiyle karşılık aldığımdan bana selam vermesini beklemek hakkım sanırım. kendimden biliyorum uzağı görememenin sancılarını. kötüye yorup kendi portremi çiziyorum fırıncı amcayı silmeden, üstünden geçerek. o gün nereye gittiklerini bilmek isterdim. aralarında yaklaşık üç-dört dükkanlık mesafe olan, nerdeyse her gün önlerinden geçtiğim bu iki yabancının birbirini tanıyıp tanımadıklarını bilmiyorum ama garip bir şekilde üçümüz' ün hayaline bulaştım. (ben+fırıncı amca+dvdci abi)
neye eşit olursak olalım, sadece aynılarından bir iki cümleyle sınırlı bu ilişkiyi garipsiyorum. merakımı bir gün gizleyemezsem eğer kendimi diğerlerinin de başına gelebilecek şekilde fırıncı amca ve dvdci abinin arkasında onları takip ediyorken bulabilirim.
o gün nereye gittklerini hala merak ediyorum...
Sunday, March 25, 2007
s e v i m s i z b i n a
keşke herşey,
'aklımda'
deyip
ladesten kurtulmak kadar kolay
olabilse.
rüyanı,
günün en alakasız saatinde hatırlamak
değil de;
rüyana,
görürken 'müdahale' etme şansın
olabilse ya da...
kendimi,
dürterek
uyandırmak
isterdim.
'aklımda'
deyip
ladesten kurtulmak kadar kolay
olabilse.
rüyanı,
günün en alakasız saatinde hatırlamak
değil de;
rüyana,
görürken 'müdahale' etme şansın
olabilse ya da...
kendimi,
dürterek
uyandırmak
isterdim.
Friday, March 02, 2007
beş karış havada
kelimelerden harfler düşer bazen.
bu, yutkunmaya benzer insanlardaki.
yuttuğun sesleri ya da düşürdüğün harfleri aramazsın hiç.
sen hiç kendi sonunu hazırlayan cümle gördün mü
ya da
sonunu yadırgayan insan?
bu, yutkunmaya benzer insanlardaki.
yuttuğun sesleri ya da düşürdüğün harfleri aramazsın hiç.
sen hiç kendi sonunu hazırlayan cümle gördün mü
ya da
sonunu yadırgayan insan?
Thursday, February 22, 2007
son
yönetmenler en çok; filmin zamanını doldurmak için koydukları, susulan, çıtın bile çıkmadığı sahnelerde kullandılar beni. bütün filmlerimin en sessiz anlarında ben vardım. bir gün kendimin dublörü olabilir miyim diye düşündüm, konuşmayı beceremedim denediğimde.
ben hayata film, kendime yönetmen dedim. belki de kendime film, hayata yönetmen deseydim alamadağım ödüllerin teşekkür konuşmalarında ilk kez sesim duyulabilirdi, ilk kez sesimi duyabilirdim.
bilemedim.
ben hayata film, kendime yönetmen dedim. belki de kendime film, hayata yönetmen deseydim alamadağım ödüllerin teşekkür konuşmalarında ilk kez sesim duyulabilirdi, ilk kez sesimi duyabilirdim.
bilemedim.
Monday, February 12, 2007
/kuruntu/
bak şimdi.
paspasların altına mektup bırakıp kaçasım var.görüp görmemeleri bilmeden hem de./sayısız merak içinde boğulma riski/
bak şimdi.
yaşamayı elime gözüme bulaştırırım diye korkuyorum bazen./o kadar mutluyum ki!/
bak şimdi.
sarılmalardan sonra başkalaşıyorum.ben değilmişim gibi adlandırlıyorum./kuru bir kelebek izi/
bak şimdi.
bu aralar en sevdiğim renk diye bişey yok tamam mı.grinin kırmızıya kayan tarafıyla ilgileniyodum bi aralar.onu seviyodum ama ne tarafa kayarsa kaysın işe yarayamaz./gitsin/
bak şimdi.
küçük kare beyaz önünde yazısı oldugu icin hep arkasına not aldığım kağıtlarımı da sevmiyorum.bu aralar sıska bişey karalayamıyo hiçbiyere.belki de boşken /daha doğru./
bak şimdi.
aslında noi rastgele doğmuş.dagur söyledi.prezarvatif kullanmamışlar o gece.noi doğmuş./istenmeyen çocuklar geldiğinde sana asla haber vermezler/
bak şimdi.
odamın kısa kenarında bi kapı var. gittikce darlaşan, uzun, içinde fazlaca durdukça darlaşabileşeceğin, abuk sabuk şeylerin kalabalık olmasına sebep olduğu kiler diyebileceğim yeri boşaltıp bir an önce büste başlamam lazım./duydun mu beni/
bak şimdi.
keşke tebeşir herşeyi çözebilse kendince,çizebilidkçe.masallara inananlar kalsa.gerisi toz olsa.tebeşir tozu kaçsa dünyanın gözüne.dönmeyi unutsa.ağır aksak sussa.içine pamuk doldursak sonra.dolansak birbirmize.aklımızda sadece isimlerimiz kalsa./memnun olsak/
taş makası mahveder.kağıt taşı mahveder.makas kağıdı mahveder.
paspasların altına mektup bırakıp kaçasım var.görüp görmemeleri bilmeden hem de./sayısız merak içinde boğulma riski/
bak şimdi.
yaşamayı elime gözüme bulaştırırım diye korkuyorum bazen./o kadar mutluyum ki!/
bak şimdi.
sarılmalardan sonra başkalaşıyorum.ben değilmişim gibi adlandırlıyorum./kuru bir kelebek izi/
bak şimdi.
bu aralar en sevdiğim renk diye bişey yok tamam mı.grinin kırmızıya kayan tarafıyla ilgileniyodum bi aralar.onu seviyodum ama ne tarafa kayarsa kaysın işe yarayamaz./gitsin/
bak şimdi.
küçük kare beyaz önünde yazısı oldugu icin hep arkasına not aldığım kağıtlarımı da sevmiyorum.bu aralar sıska bişey karalayamıyo hiçbiyere.belki de boşken /daha doğru./
bak şimdi.
aslında noi rastgele doğmuş.dagur söyledi.prezarvatif kullanmamışlar o gece.noi doğmuş./istenmeyen çocuklar geldiğinde sana asla haber vermezler/
bak şimdi.
odamın kısa kenarında bi kapı var. gittikce darlaşan, uzun, içinde fazlaca durdukça darlaşabileşeceğin, abuk sabuk şeylerin kalabalık olmasına sebep olduğu kiler diyebileceğim yeri boşaltıp bir an önce büste başlamam lazım./duydun mu beni/
bak şimdi.
keşke tebeşir herşeyi çözebilse kendince,çizebilidkçe.masallara inananlar kalsa.gerisi toz olsa.tebeşir tozu kaçsa dünyanın gözüne.dönmeyi unutsa.ağır aksak sussa.içine pamuk doldursak sonra.dolansak birbirmize.aklımızda sadece isimlerimiz kalsa./memnun olsak/
taş makası mahveder.kağıt taşı mahveder.makas kağıdı mahveder.
Thursday, January 11, 2007
nom de plume
polaroid düşlerimiz olsa
kurduğumuzda gerçekleşen.
polaroid olsa rüyalar ya da
yattığın her uyku,
diğer rüyaya ısmarlama
aslında
sağımı karşıma alıp;sol elim sağ yanağımla yastığım arasında,diğeri yastığın altında..
çıktısını alsak ya da yaşadıklarımızın
olmaz mı?
önlü arkalı hayatlar.
hepsinden sorumluyuz!
eskiden hep cüzdanımdaki paraları sayardım.
herşeyi öyle ayırdığımdan, küçükten büyüye sıralardım onları da.yeşiller sonra kırmızı en son lacivert..
boynumdaki ipe bağlı anahtarı bile kaybetmişliğim vardı küçükken,şimdi (büyüdüm) alt kapıyı açan anahtara gözüm gibi bakıyorum.neden bilmem.
yeni açmış anahtarlar
ipe bağlı anahtarlar
bir var bir yok olanlar..
aslında not alınacak çok ayrıntı var.
iyi gezmeler.
kurduğumuzda gerçekleşen.
polaroid olsa rüyalar ya da
yattığın her uyku,
diğer rüyaya ısmarlama
aslında
sağımı karşıma alıp;sol elim sağ yanağımla yastığım arasında,diğeri yastığın altında..
çıktısını alsak ya da yaşadıklarımızın
olmaz mı?
önlü arkalı hayatlar.
hepsinden sorumluyuz!
eskiden hep cüzdanımdaki paraları sayardım.
herşeyi öyle ayırdığımdan, küçükten büyüye sıralardım onları da.yeşiller sonra kırmızı en son lacivert..
boynumdaki ipe bağlı anahtarı bile kaybetmişliğim vardı küçükken,şimdi (büyüdüm) alt kapıyı açan anahtara gözüm gibi bakıyorum.neden bilmem.
yeni açmış anahtarlar
ipe bağlı anahtarlar
bir var bir yok olanlar..
aslında not alınacak çok ayrıntı var.
iyi gezmeler.
Sunday, January 07, 2007
zaman alan yalanlar
zaman alan yalanlar.
durduğun yerden baktığında sana küçük gelen şeyler gibi.
parmak kadar küçük
ya da
gerçeği kadar yanıltıcı.
içinde çocukların da bulunduğu gökyüzünden,
aralarında
martıların da olduğu salıncaksız bir parka
kafa üstü bulutlar
düşmüş.
külahından damlayan
anlar gibi..
bilmediklerimi sunacak gücün olsa,
adımlarından tahmin edebilsem ya da
nerde durduğunu,
dilimin en çok
tatlıyı algıladığı yer yorulurdu.
kısım kısım tahminlerimle dövüşüyorum
azar azar yanılıyorum..
durduğun yerden baktığında sana küçük gelen şeyler gibi.
parmak kadar küçük
ya da
gerçeği kadar yanıltıcı.
içinde çocukların da bulunduğu gökyüzünden,
aralarında
martıların da olduğu salıncaksız bir parka
kafa üstü bulutlar
düşmüş.
külahından damlayan
anlar gibi..
bilmediklerimi sunacak gücün olsa,
adımlarından tahmin edebilsem ya da
nerde durduğunu,
dilimin en çok
tatlıyı algıladığı yer yorulurdu.
kısım kısım tahminlerimle dövüşüyorum
azar azar yanılıyorum..
Tuesday, December 19, 2006
Tuesday, December 05, 2006
Monday, November 13, 2006
düşerken

düşerken büyür herşey,
gittikçe de kısalır..
yaklaştığını hissedince de
korkarsın...
aldatmacaların oyununa gelip,
kandığın şeyler gibi,
inanmanı sağlayan kareler
hafızanda bir daha hiç değişmeyecek yer edinirler
kendilerine.
belki de
ters tuttuğunda kendini,
aslında orası düzdür.
ne zaman denesem,
bir orta yol bulamamaktan geliyorum.
gittiğimin farkına varamadan hem de..
Tuesday, November 07, 2006
nerden baksan aynı kalan vakit

eli kulağındadır karıncaların.yaklaştığını görünce güneşin,hemen toprağı yığdıkları tarafa kümeleşirler.birbirlerini ezmeleri zarar vermez onlara.kimseye benzemez ki onlar.hem sen nerden bileceksin ki karıncaları.hiç karıncadan arkadaşın oldu mu.ya da insanların adımlarından kaçtığın.bi sır veriyim mi sana.karıncalar insanları bulut zanneder.gölge her zaman gece demektir karıncalara.birini diğerine bağlayan bi gecede öndeki iki dişimin arasından bi karınca geçti,girdi içime.içimi gece zannettiğinden mi yoksa geceyi sevdiğinden mi çıkmadı bi türlü ordan.günlerdir yaprak değil jelibon yığıyo her tarafa.siyaha renk damlatan sessizliğinden mi korkuyorum yoksa siyaha bastığında anlaşılmayan yokluğundan mı keşkelerini buluyorum taşırken düşürdüğü rüyalarında.ben nasıl olsa uyandığında sen,hatırlanıyorum.sen nasıl olsa uyurken ben,kalıyosun aklımda.gün bazen kendini ağırdan satıp uzun geliyor,bazen de çişi varmış gibi kısa.
dedim ya;
adını koymayınca, dokunmaktan sayılmıyor.
Sunday, October 29, 2006
vagonlanmak
tutulur gibi değil,
trendeyseniz ve cam kenarıysa biletiniz
en güzel vakittir o zaman.
yaşlılar hep abartır,sesini yükseltir.
"eskiden.istanbuldan ankaraya gelirken.yine bu trenle.restaurantta içerdik bu çayı.yaşlandık tabi şimdi.burda içiyoruz."
yaşlıların ayakları tutmaz.
tutulur gibi değil,
trendeyseniz ve sürekli koridorda çocuk gürültüleri varsa
izlemek onları size bişey kazandırmaz.
biraz baş ağrısı.
gerisi yorgunluk.
yalnız ağaçlar sonra.
orda çobanlar.
'çobanlar' ne tatlı dedim içimden mesela.
hepsi birer tanrı.
pencerenden göründüğü kadarıyla dışarısı.
öyle baktım.
ne küçük oysa.
iki yalnız ağaç yine.
dört beş inek uzaklığında iki direk.
içeri sızan kuşlar.
biraz mavi.sonra yeşil.
sen de bin trene.
anlat bana sonra.
aynıları konuşuruz belki.
trendeyseniz ve cam kenarıysa biletiniz
en güzel vakittir o zaman.
yaşlılar hep abartır,sesini yükseltir.
"eskiden.istanbuldan ankaraya gelirken.yine bu trenle.restaurantta içerdik bu çayı.yaşlandık tabi şimdi.burda içiyoruz."
yaşlıların ayakları tutmaz.
tutulur gibi değil,
trendeyseniz ve sürekli koridorda çocuk gürültüleri varsa
izlemek onları size bişey kazandırmaz.
biraz baş ağrısı.
gerisi yorgunluk.
yalnız ağaçlar sonra.
orda çobanlar.
'çobanlar' ne tatlı dedim içimden mesela.
hepsi birer tanrı.
pencerenden göründüğü kadarıyla dışarısı.
öyle baktım.
ne küçük oysa.
iki yalnız ağaç yine.
dört beş inek uzaklığında iki direk.
içeri sızan kuşlar.
biraz mavi.sonra yeşil.
sen de bin trene.
anlat bana sonra.
aynıları konuşuruz belki.
Sunday, October 15, 2006
yumuşakrüyalarbazen
bir varmış bir yokmuş
içinden tramvaylar geçen bi şehir varmış,dışından bulutlar,
bulutlarda evler..
mavi sandığı göğü o gün kücük kare kız griye boyamış
çiş kokan adamın gözünü almış böğürtlen kokan kız
elinde kurabiyelerle avucunu şakağına koymuş,
bi basamağa sığdırmış kendini,
kapıda kalmış
kapıyı fındıkla açmış çiş kokan cocuk
içeriye mavi dolmuş onlar yokken
açık pencerelerden...
vakitlerden rüyaymış.
içinden tramvaylar geçen bi şehir varmış,dışından bulutlar,
bulutlarda evler..
mavi sandığı göğü o gün kücük kare kız griye boyamış
çiş kokan adamın gözünü almış böğürtlen kokan kız
elinde kurabiyelerle avucunu şakağına koymuş,
bi basamağa sığdırmış kendini,
kapıda kalmış
kapıyı fındıkla açmış çiş kokan cocuk
içeriye mavi dolmuş onlar yokken
açık pencerelerden...
vakitlerden rüyaymış.
Thursday, October 12, 2006
buluttan ayaklarım.
böyle olmadığına karar verdikten sonra bir de yanlamasına denedik.
iyi durmadı..
biraz sağını indirdik,biraz solu kalktı.
canımızı dişimize taktık,orda kaldı.
iyi durmadı..
biraz sağını indirdik,biraz solu kalktı.
canımızı dişimize taktık,orda kaldı.
Tuesday, October 03, 2006
Wednesday, August 23, 2006
Friday, August 18, 2006
tek.yalnız.hiç
gerek yok.
..ne kadar zor bir kelime. gereği kalmadı ya da...
yapacak birşeylerinin olmaması, yapamayacak birşeylerinin olmasıyla aynı mı?
söyleyeceğin birşeyler varsa ve değiştirebilmek için gücün,
ne kadar kötü
işe yaramamaları.
işe yaramamak atılmak demektir.
buruşturulup,
tekmelenip,
ya da
kendiliğinden...
ikiye ayır.
göz hizasınnın altındakiler
ve üstündekiler..
bir de öyle dene*
..ne kadar zor bir kelime. gereği kalmadı ya da...
yapacak birşeylerinin olmaması, yapamayacak birşeylerinin olmasıyla aynı mı?
söyleyeceğin birşeyler varsa ve değiştirebilmek için gücün,
ne kadar kötü
işe yaramamaları.
işe yaramamak atılmak demektir.
buruşturulup,
tekmelenip,
ya da
kendiliğinden...
ikiye ayır.
göz hizasınnın altındakiler
ve üstündekiler..
bir de öyle dene*
Sunday, August 06, 2006
kuşku
toplamaya başladı yaşlı ağaç köklerini,
gitme vaktiydi...
eğilip,
bir bir dökülen yapraklarını aldı
yerden.
teker teker rica etti kuşlara yuvalarını almaları için.
hepsi
de
anlayışla karşıladı yaşlı ağacın bu vedasını.
"en çok
tabut siparişinde zorlanır insan. bizlerse,
insan ağırlamakta
siyahlığımızda."
gitmeden
yaşlı ağaç,
dili olsaydı bunu der miydi?
gitme vaktiydi...
eğilip,
bir bir dökülen yapraklarını aldı
yerden.
teker teker rica etti kuşlara yuvalarını almaları için.
hepsi
de
anlayışla karşıladı yaşlı ağacın bu vedasını.
"en çok
tabut siparişinde zorlanır insan. bizlerse,
insan ağırlamakta
siyahlığımızda."
gitmeden
yaşlı ağaç,
dili olsaydı bunu der miydi?
Monday, July 31, 2006
kalvakti
fotoğraf öpüşmelerde,
ilerde lazım olacak
dizeler gelmeli aklına
mesafeler
yanıltıcı yönünden kalkmışsa eğer,
eğer
hala gidildikçe kısalıyorsa
yollar..
aşk,
burunda tütmektir.
ilerde lazım olacak
dizeler gelmeli aklına
mesafeler
yanıltıcı yönünden kalkmışsa eğer,
eğer
hala gidildikçe kısalıyorsa
yollar..
aşk,
burunda tütmektir.
Wednesday, July 26, 2006
denge
ucundan ısırılmış
biraz eksik kalmış ya da tam değil
düştükçe bölünen,böldükçe çoğalan ya da..
sustukça artan
taş çomaklar
sivri dilli sokak lambası
yeni açmış anahtar
bir bileni yok mu bu sokağın?
zamandan haberdar..
ben ne zaman şimdi'yi ileri sürsem,
kaybederim.
hep
biraz eksik kalmış ya da tam değil
düştükçe bölünen,böldükçe çoğalan ya da..
sustukça artan
taş çomaklar
sivri dilli sokak lambası
yeni açmış anahtar
bir bileni yok mu bu sokağın?
zamandan haberdar..
ben ne zaman şimdi'yi ileri sürsem,
kaybederim.
hep
Subscribe to:
Posts (Atom)